Kişisel Gelişim, Bireysel Gelişim, Psikoloji, Kişisel Gelişim Kitap

Kişisel Gelişim, Bireysel Gelişim, Psikoloji, Kişisel Gelişim Kitap


Kişisel Gelişim, İSLAM MEDENİYETİ'NDE KİŞİSEL GELİŞİM YÖNTEMLERİ


İslam Medeniyeti'nde kullanılan kişisel gelişim yöntemlerinden kastedilen elbette bugünkü anlamda modem kişisel gelişim yöntemleri değildir. Burada kastedilen; islam Medeniyeti tarihinin belli devirlerinde, devirlerinin şartlarına uygun olarak kullanılan yöntemlerdir. Bu yöntemler gerek daha önce değinilen gelişim kurumlarmda gerekse bu mekanların dışında kullanılmakta ve muhatapların her konuda kendilerim geliştirmelerine katkıda bulunmaktaydı.

İslam medeniyetinde kullanılan kişisel gelişim yöntemleri insanı bir bütün olarak kabul etmekte v& birey merkezli bir karakter arzetmektedir. Bu yöntemler genellikle, içten dışa bir gelişim öngörmekte, bunun yanında iletişim, beden dili, hitabet ve güzel konuşma gibi dışı geliştirmeye yönelik eğitimleri de barındırmaktaydı. Ancak buna rağmen islam medeniyetinde kullanılan kişisel gelişim yöntemleri, öncelikle muhatabın iç dünyasını ihya etme, orayı geliştirme karakteristik tavrım taşır. Nitekim iç ihya olursa dış da buna paralel gelişecektir. Ancak iç ihya olmaz, sadece dış makyaj lanırsa, bu durum ancak ve ancak geçici olmaya mahkum bir durum olacaktır.

Müslümanlarda kullanılan başlıca kişisel gelişim yöntemlerini incelediğimizde karşımıza ilk şifahî gelenek, yani sözlü biatim, sohbet geleneği çıkar. Bu gelenek yüzlerce yıllık Türk ve Müslüman toplumların eğitim yöntemi olmuştur. Dede Korkut'tan, çeşitli hikayeler anlatan "Meddah" ve halk ozanlarına kadar çok çeşitli şekil ve isimlerde bu şifahi eğitim geleneği hep devam edegelmiştir. Bunlar özellikle kıssalar ve hikayeler şeklinde yayılmıştır. Kitaplarda, çeşitli toplantılarda, ev ve oda sohbetlerinde anlatılan hikayeler, adeta birer kişisel gelişim eğitimi aracı olarak kullanılmıştır. Şifahi eğitim geleneğine ek olarak toplumsal değişmenin dinamiği olan din de metotlara kendi rengini katmıştır, islam medeniyetinde gelişen kişisel gelişim yöntemleri İslam dininden bağımsız değildir. Hatta din, bu metotları doğuran ve gelişmesine öncülük eden başlıca kaynak görevi üstlenmiştir. Müslümanlarda kişisel gelişimin gayesini belirleyen, eğitim metotlarına rengini veren kaynakların basında hep din gelmiştir. Nitekim geride de ifade edildiği gibi, bu uygulamaların dinden bağımsız olmadığı unutulmamalıdır. Zira din, kültürün ruhudur; kültüre şekil veren en önemli unsurdur.

Müslüman toplumlarda, özellikle dînî rimelleri yerine getirmek için yapılan müesseseler, (Cami gibi) insanların kaynaştığı, yeni bilgiler öğrendiği, kendini gerçekleştirme yolculu- ğunda uğradığı yerler olarak işlev görmüştür. Bu gözle bakıldığında, bir çok uygulamanın, dini olsun olmasın, kültürün içine sindiği ve kendine has eğitim anlayışım yansıttığı görülecektir. Bayramlar, düğün-demekler, sünnet şölenleri gibi toplumsal kaynaşmayı sağlayan uygulamalarla, "Zekat" gibi, toplumdaki ekonomik dengeyi ve sosyal kaynaşmayı sağlayan dînî rimellerin hepsi Müslüman şahsiyetini oluşturan uygulamalar olmuşlardır.

Yine Müslümanlarda uygulanan kişisel gelişim yöntemlerinden, insan şahsiyetinin ana merkezleri etrafmda toplanan eğitim yöntemleri dikkat çekmektedir. Başlangıçta birbirinden farklı ve çeşitli gibi görünen bu eğitimler aslında insan şahsiyetinin üç merkezi; akıl, kalb ve nefs etrafında toplanmaktadır. Tüm bu yöntemlerle ilgili ayrıntılı bilgiler verilecektir.


A. ŞİFAHÎ YÖNTEM (SOHBET YÖNTEMİ)

Müslüman kültürünün oluşmasında sohbetin önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı Müslüman şahsiyetinin teşekkülünde şifahî kültürün ve sohbetin özel bir yeri vardır. Kaynaklar da Müslüman toplumunun bütün kesimlerinin sohbet kültürüyle yetiştiğine ve ortak kültür oluşturmak amacıyla belli kitaplar çerçevesinde hareket edildiğine işaret etmektedir. Özellikle kış günlerinde evlerin misafir odalarında değişik kitapları okumak üzere sohbet toplantıları yapılmıştır. Ahmed Rasim kısa tesadüf eden Ramazan aylarında teravihten sonra evlerde toplanıldığını, toplantılarda, mesnevi Şerhleri, Buharî, Kısas-ı Enbiya, evliya hikayeleri ve cenk masalları yanında Cihannüma, Tacü't-tevarih, naima tarihi gibi Coğrafya ve tarih kitapları, bazı yerlerde de Muhammediyye, Ahmediyye, Battal Gazi, Taberî, Binbir Gece, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şîrîn, Arzu ile Kanber, Hayber Kalesi, Kesik Baş gibi eserler okunduğunu ifade etmektedir'.

Günümüzde de bu tarz sohbetlerin, oda toplantılarının ve kitap okunan ders halkalarının az da olsa bulunduğu bilinmekte. Bu toplantılar okuma bilen bir kimsenin takip edilen eserden bir miktar okuması, zaman zaman muğlak yerlerle ilgili gerekli açıklamalar yapılması şeklinde devam etmektedir.

Tüm sayılanların yanı sıra şifahi geleneğin bir parçası ve uygulayıcıları olarak, meddahlar, halk aşıkları ve ozanlar halk arasında dolaşan ve halkı irşad eden doğal kişisel gelişimciler olarak toplumda yerlerini almışlardır.


l. HİKAYELER, MENKIBELER, VAAZ VE KISSACILIK

Kıssalar ya da hikayeler, Müslüman toplumlardaki kişisel gelişim faaliyetlerinde, şifahi kültürün de bir parçası olarak kullanılan en yaygın eğitim aracıdır. Şifahi gelenek, Müslüman toplumlarda var olagelmiş en temel kişisel gelişim yöntemlerindendir. Kıssalar yalnız şifahi gelenekte değil yazılı gelenekte de kuvvetli etkisi olan araçlar olmuşlardır.

Modern anlamda vaaz ve kıssalar Müslüman toplumlarda adeta günümüz kişisel gelişim yöntemlerinde sık kullanılan seminerlerin ve eğitimlerin işlevini görmekteydi. Öyle ki insanlar camilerde ya da insanların toplandığı diğer kültürel buluşma mekanlannda kıssacılardan çeşitli kıssalar dinlemekte ya da anlatılan dînî vaazları dinlemekteydiler. Buralarda sıkça vurgulanan ilkeler dikkate alındığında müthiş bir motivasyon sağlandığı, bilgilendirme ve psikolojik desteğe yönelik konu ve ilkelerin dinleyenlere aktarıldığı görülmektedir. Nitekim "başta haram lokma yememek, komşu hakları, hayvan hakları, alın teriyle kazanmanın önemi, ilmin ve ilim öğrenmenin ehemmiyeti, hırsızlık yapmamak, zina, kumar ve içkiden uzak durmak" gibi bir çok ahlaki ilkenin ve "çocuk eğitimi, karı-koca ilişkileri, yakın akrabalarla ilişkiler, "emr-i bi 'l-ma 'rüfnehyi ani 'l-münker (iyiliği emretmek ve kötülükten menetmek)" gibi özel ve sosyal hayata yönelik ilkelerin yanı sıra, "başa gelen bela ve musibetlere sabretmek, çok şükreden bir kul olmak, yalnız Allah'a güvenmek, Allah'tan istendiğinde her şeyin mümkün olabileceği, bu dünyada çekilen güçlüklerin ahirette karşılığının alınacağı" gibi psikolojik destek ve iç motivasyon sağlayıcı konular bu kıssa ve vaazlarda işlenmekteydi. En azından haftada bir Cuma vaazlarmda ve hutbelerinde, insanlar bu tür konuşmalar dinlemekteydiler. Bu da sosyal olarak sürekli bir kişisel gelişim mekanizmasının çalışması anlamına gelmektedir.

En geniş manasıyla kıssa, değişik maksatlarla çeşitli konulardaki haberleri ve olayları rivayet etmek, geçmiş kavimlerin karşılaştıktan iyi veya kötü durumları nakletmek, zarif ve nükteli fıkralar anlatmak ya da gerçekle hiç ilgisi olmayan masallar uydurmaktan ibaret hikaye türü edebî üründür. Türkçe'de bugün de yaygın olarak kullanılan, olaya ve anlatıma dayalı destan, masal, fıkra, menkıbe, hikaye gibi edebî türleri de genel olarak kıssa çerçevesinde mütalaa etmek mümkündür. Nitekim kıssa uygulanışıyla ve halk arasında kazandığı anlamları itibariyle tüm bunları ihtiva etmektedir. Bu hikayeler (kıssalar), insanın nefsine ve başkalarma acı vermekten insanı nasıl kurtaracağım iyi bilen metinlerdir. Onlara baktığımız zaman, insanın nasıl onurlu, erdemli olabileceğini, nasıl kendini gerçekleştirerek mutlu bir hayata ulaşabileceğini görebiliriz.

Vaaz ise Arapça'da mastar olup, sözlükte "bir kimseye nasihat etmek, öğüt vermek, itaat etmesini emir ve tavsiye etmek, kalbini yumuşatacak sevap ve azaba dair sözler söylemek" manalarına gelmektedir, iz 'a ve mev 'iza kelimeleri da aynı anlama gelir. Vaaz eden kimseye de "vaiz" denmektedir.

Sözlük anlamından ve tarihî seyrinde kullanılış şeklinden anlaşılan vaaz; iyiliklere teşvik, kötülüklerden sakındırmak maksadıyla "kalpleri yumuşatıcı ve dînî vazifeleri yerine getirmeye özendirici" bir üslupla öğüt vermek, tavsiye ve nasihatte bulunmaktır denebilir. Başka bir yönden vaazlar, genellikle camilerde veya toplu ibadet mahallerinde, namazdan önce veya sonra, yetkili din alimlerince tek taraflı olarak cemaate yapılan, başta dini olmak üzere çeşitli alanlarda ve kişisel gelişime yönelik bilgiler ve ilkeler aktarmak ve onlarda iç motivasyon uyandıracak konuşmalar yapmaktır şeklinde de tarif edilebilir.

İnsan ruhu yaratılış itibariyle kendisine söylenilenlerden etkilenme kabiliyetine sahiptir. Özellikle tesirli öğüt ve nasihatler insan vicdanında doğrudan tesirler icra eden araçlardır.
Ancak bu hal umumiyetle gelip geçici olduğundan, öğüdün sık sık tekrarlanması gerektiği gibi, anlatılanlara uygun güzel hareket ve davranışlarla da desteklenmesi gerekir.

İnsanlar hata yapabilir, bir çok eksikleri de olabilir. Ancak insan, kendi hatasını çoğunlukla görememekte ve kendi yaptıklarını beğenerek doğru zannetmektedir. İşte bu noktada kıssalar hataları ve doğruyu gösteren, hata üzerinde düşündüren bir fonksiyon icra ederler.

Hikayeler genellikle hikmetli ve ibretlik olaylar anlatır. Hikayeler bunu sadece insanlarla da sınırlı tutmaz, sözgelimi hayvanları da insanlaştırarak, sembolleştirerek anlatır. Örneğin, insanın kıskançlığım kurda, saldırganlığım arslana, uysallığını koyuna, nefsini yılana, kendini arayan yönünü de kuşlara benzeterek anlatır.

Hikayeler, sadık olma, doğru davranma, doğru sözlü olma, nefsin kötü arzularına uymama, ana-babaya itaat, insanları aldatmaktan kaçınma gibi bir çok hususta insanları uyarır, özverili olmayı öğütler, merhametli olmayı salık verir. Tembellikten kaçınmayı, manevi gelişim yolunun nasıl bir çaba gerektirdiğini, özüyle sözüyle bir olmayı, paylaşmayı, ötekinin hukukunu korumayı önerir.

Kıssaların tarihi insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. Kıssada ruhları büyüleyen bir sihir vardır. Bunları okuyan ya da dinleyen -şuurlu ya da şuursuz- kendini hadiselerin içinde bulur, kıssanın kahramanı ile kendisi arasında mukayeseler yapar ve neticede bir takım hisseler elde eder. îşte bu psikolojik ve eğitsel özelliğinden dolayı Kur'an-ı Kerim ve hadislerde, kıssalara önem verilmekte ve kıssalar îslam eğitim öğretim metotları arasında yer almaktadır.

İslam medeniyetinde kıssaların önemi büyüktür. Gerek İslam öncesi dönemde, gerek îsîamî dönemde, gerek Arap edebiyatında gerek diğer Müslüman toplulukların edebiyatında, gerekse Kur'an-ı Kerim ve Hadislerde kıssaların yer almaşı bu önemi doğrulamaktadır.

Hikayelerle meseller anlatmak, sembolleştirmek, müslüman toplumlara, kutsal kitaplardan yansımıştır. Doğu toplumları kitabî dinlere ev sahipliği yapmış, bir çok peygamber bu topraklardan çıkmıştır. Bu da özellikle Mezopotamya, Mekke, Medine civarı ve Anadolu gibi yerlerde çok zengin bir kültürün varlığını hazırlamıştır. Bu kutsal kitaplara bakıldığında, ki en başta Kur'an-ı Kerim gelmektedir, bol miktarda kıssanın bulunduğu görülecektir. Kur'an-ı Kerim, geçmiş peygamberlerden haberler vermiş, geçmiş milletlerin akıbetlerim anlatmıştır. Diğer kitaplarda da benzer öyküler bolca bulunmaktadır. Bunlar, insanların tutkularından arınması için, Kur'an'ın tabiriyle "düşünüp ibret alması" için kullanılmıştır.

Cahiliye dönemi olarak bilinen islam öncesi Arap toplumunda edebî, içtimaî ve kültürel hayatın tezahürleri arasında şiir ve hitabetin yanı sıra kıssa anlatma ve dinleme geleneğinin önemli bir yeri vardı. Öyle ki her Arap kabilesinin şairi, hatibi, kahini sosyal hayattaki etkinlik ve tesirleri bakımından aynı zamanda birer "kas" (kıssa anlatan) sayılmaktaydı.

İslamiyetin ortaya çıktığı dönemde de kasas geleneği (kıssa anlatma geleneği) devam etmiştir. Nitekim kureyş kabilesinin meşhur kıssacılarından ve Hz. Muhammed (s.a.v)'e düşmanlığı ile bilinen Nadr b. Haris, Kur'an ayetleri okunurken Kureyş'e hitaben, "ben bunlardan daha iyi ve güzel sözler söyleyeceğim" diyerek eski îran hükümdarlarının ahbar ve kıssalarım anlatmıştır.

Hz. Muhammed (S.A.V)'in de özellikle sabah namazlarından sonra ashabı ile yaptığı sohbetlerde cahiliye dönemine ait bazı hatıraları yad ettikleri, şiir söyledikleri ve güldükleri, bu arada Resulullah'ın da tebessüm ettiği gibi haberler göz önünde bulundurulduğunda kıssa geleneğinin Müslümanlardaki yeri daha da iyi görülmektedir.

Kıssa geleneği Müslüman kişisel gelişiminde önce şifahi gelenekte sonra da Tasavvuf? eserlerde ve diğer yazılı kaynaklarda kendini göstermiştir. Birincil derecede dînî kaynakların (hadis ve tefsir kitapları) haricinde kıssaların kullanıldığı diğer kaynakların başında Tasavvuf eserler gelmektedir. Tasavvuf, insanın ruhsal eğitimini konu edinmesi ve bu konuda değişik metotlara sahip olması nedeniyle kıssaların insan üzerindeki etkisini güzel bir şekilde kullanmıştır. Tasavvuf tarihinde hemen hemen her eser sahibi kıssalardan faydalanı-mştır. islam tarihi bunun örnekleriyle doludur. Bunların en iyi bılincnlerine örnek olarak, Mevlana Celaleddin-i Rumî'nin Mesnevi'si verilebilir. Mevlana'nın bu eseri baştan sona kıssa ve öğütlerle doludur. Her bir kıssa sembolik olarak değişik anlamları taşımaktadır.

Son olarak, Anadolu topraklarındaki "meddahlar" ve diyar diyar gezen halk ozanları ve aşıklar Türk-islam medeniyeti tarihindeki şifahî geleneğin en nadide örnekleri olarak tarihin altın sayfalarında yerlerini almışlardır.


KUR'AN-I KERİM'DE KISSA

Kur'an-ı Kerim'de "kıssa" kelimesi yer almamakla birlikte, "kasas" kelimesi altı yerde geçmektedir. Ayrıca Kur'an-ı Kerimin yirmi sekizinci suresini adı "el-Kasas"tır.

Kur'an-ı Kerim'de, kıssa kavramım, yalan ihtimali ve hayalin karışması mümkün olmayacak bir tarzda tarihin derinliklerinde kaybolmuş, unutulmuş veya bazı izleri insanlığın hafızalarında varlığını koruyabilmiş hadiselerin muhataplara, adeta olaylara yeniden bir canlılık vererek anlatılması, beyan edilmesi şeklinde anlamak mümkündür. Bu açıdan, gerçekte olmamış, hayali olaylar için de kullanılan hikaye ya da kıssa lafzım Kur'an kıssaları için de kullanmak doğru olmaz. Kur'an kıssaları her şeyden önce dini bir davet ve tebliğ hedefim gerçekleştirme araçlarından birisidir ve anlatılan peygamberlerin şahsında başta inananlar olmak üzere tüm insanlığa bir model sunmaktadır. Bu model "kendini gerçekleştirmiş insan" modelidir, "merkez insan" modelidir.

Kur'an-ı Kerim'de değişik uzunlukta tarihî ve temsili pek çok kıssa yer almaktadır. Özellikle peygamber kıssalarınm oldukça geniş bir yer tuttuğu ve bunlardan Hz. Adem, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf, Hz. Musa ve Hz. isa gibi peygamberlerin tevhid mücadelesi üzerinde çokça durulmaktadır. Ayrıca Firavun, Karun gibi dalalete sürüklenenlerin kıssaları, Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Fîl ve Ashab-ı Uhdud gibi toplulukların kıssaları değişik uzunluklarda yer almaktadır. Kısaca, Kur'an-ı Kerim'de zikredilen kıssalar, insan hayatım madde ve mana alanında bütün yönleriyle kapsamakta, geçmişte meydana gelmiş ve her devirde yaşayan insanların ders almaları için Allah Teala tarafından tarihin derinliklerinden seçilen, bazen de inkarcıların acıklı sonu şeklinde geçmişten geleceğe yansıyan gerçek hayat sahneleri olarak sunulmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'de değişik kıssaların nakledilmesinde asıl amaç "Kur'an-ı Kerim'in indiriliş maksatlarını gerçekleştirmek"tir. Bunlardan en önemlisi Kur'an-ı Kerim'in Allah tarafından gelen ilahi bir vahiy olduğunu ve Hz. Muhammed (s.a.v)in risaletini ispatlamaktır. Diğer bir gaye de ibret ve öğüt verip, muhatapların bunlardan ders almalarım sağlamaktır. Ayrıca, nimetleri hatırlamak, Allah'ın güç ve kudretini zihinlere iyice yerleştirmek, şeytanın ve nefsin tuzaklarına ve aldatmalarına karşı inananları uyarmak, müstakil meselelerin dahi altında yatan genel prensipleri ortaya koymak gibi hususlar da Kur'an-ı Kerim'deki kıssaların gayelerinden sayılabilir.

Kur'an kıssalarınm bilinen kıssa ve hikaye metotlarından hiçbirine benzemeyen, kendisine has bir usulü ve üslubu vardır. Esasen Kur'an-ı Kerim'deki kıssalar insanlara ve kainata hükmeden ilahi kanunların icraatlerini gösteren tarihi manzaralardır. Bu sebeple Kur'an kıssalarında hakiki kahraman, insanın inanç, ahlak ve davranışlarıyla sıkı bir ilişki içinde olan, neticeleri inanan ya da inanmayan her insanın sözlerinde ve fiillerinde ortaya çıkan ilahi kanundur.

Kur'an-ı Kerim'de sadece kıssalar bulunmamaktadır. Kur'an-ı Kerim, insan hayatinin her alanını ilgilendiren ve inanan her insanın hayat düsturu olması gereken bir çok meseleyi ihtiva etmektedir. Bu nedenle, Kur'an kıssaları ve önemi yanında burada şöyle bir yaklaşım üzerinde durulabilir kanaatindeyim:

Allah insanı mükemmel yaratmıştır. Yapmamız gereken onu keşfetmektir. Bu açıdan bakıldığında insana, kendini gerçekleştirecek ruhunun derinliklerinde yatan sırlara ulaşma imkanı veren, mutlu, mutmain, huzurlu, başarılı, kısacası "fıtrata uygun" bir hayat yaşamayı öğreten en büyük kişisel gelişim kitabı "Kur'an-ı Kerim"dir. Bu kitabı okuyup anlayabilenler, sonsuzluğun ve hakikatin kapılarmın anahtarlarım elde etmiş demektir. Bu ise, hakiki mutluluğun, huzurun ve hikmetin ta kendisidir.


1.2 HADİSLERDE KISSA

Hz. Muhammed (s.a.v) in, Kur'an-ı Kerim'deki kıssalarda gözetilen hedeflere paralel olarak, zaman zaman müminlerin ibret ve öğüt almalarım sağlamak veya bir takım mücerret gerçeklerin daha iyi anlaşılmasını temin etmek maksadıyla vaazlarında tarihi ve sembolik mahiyette kıssalara yer verdiği görülmektedir. Ayrıca onun kendi hayatına ilişkin bir çok ibret verici hadise de kaynaklarda anlatılmaktadır.

Hadis kaynaklarında yer alan kıssaları tarihî, temsilî (sembolik) ve Hz. Muhammed (s.a.v)in şahsıyla ilgili vuku bulan hadiseler şeklinde üç ana grupta toplamak mümkündür.

7.2.7 Tarihî Kıssalar

Hz. Muhammed (s.a.v)in anlattığı çeşitli konularda ve farklı uzunluklarda pek çok tarihi kıssa hadis kaynaklarında yer almaktadır. Yağmurlu bir günde mağarada mahsur kalan üç kişinin kıssası, günlerini ibadetle değerlendiren abid Cüreyc'in başından geçenler ve beşikte iken konuşan diğer çocuklar ile israiloğullarından Allah'ın kendilerine zenginlik vererek denediği kel, kör ve alaca tenli üç kişinin kıssaları", "ashabu'l uhdüd" diye meşhur, sihirbaz, rahip ve çocuk hadisesi, yüz kişinin katili olan adamın durumu12 gibi tarihi kıssalar ilk anda dikkati çeken ve kıssa tanımına en uygun örneklerden bazılarıdır. Ayrıca, satın alınan bir tarlada bulunan altın külçe, bin dinar borçlanan ve Allah'ı kefil gösteren adam, bahçeyi sulayan bulut, öldükten sonra yakılıp kulunun savrulmasını isteyen kimse16, acıya dayanamayıp intihar eden kimse, kibirli adamın yere batırılması, susuzluktan can çekişen köpeği sulayan adamın -ya da günahkar kadının- afedilmesi ve kedisini hapseden kadının azaba uğraması gibi oldukça kısa, ancak islami inancı ve düşünceyi etkili bir biçimde ortaya koyan eğitici mahiyette pek çok tarihi kıssa da kaynaklarda zikredilmektedir. Asıl hedef, söz konuşu kıssaları ayrıntılarıyla ele alarak incelemek olmadığından, bu kıssalardan seçtiğimiz yalnız iki kıssayı örnek olarak sunalım:


KEL, ALATENLÎ VE AMA'NIN KISSASI

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

"Beni israil'den üç kişi vardı: Biri alatenli, biri kel, biri de ama. Allah bunları imtihan etmek istedi. Bu maksadla onlara (insan suretinde) bir melek gönderdi.

Melek önce alatenliye geldi. Ve: "En çok neyi seversin?" dedi. Adam:

"Güzel bir renk, güzel bir cild, insanları benden tiksindiren halin gitmesin!!" dedi. Melek onu meshetti. Derken çirkinliği gitti, güzel bir renk, güzel bir cild sahibi oldu. Melek ona tekrar sordu:

"Hangi mala kavuşmayı seversin?"

"Deveye!" dedi, adam. Anında ona on aylık hamile bir deve verildi.

Melek: "Allah bunları sana mübarek kılsın!" deyip (kayboldu) ve Kel'in yanma geldi.

"En ziyade istediğin şey nedir?" dedi. Adam:

"Güzel bir saç ve halkı ikrah ettiren şu halin benden gitmesi!" dedi. Melek,keli elleriyle meshetti, adamın keli gitti. Kendisine güzel bir saç verildi. Melek tekrar:

"En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam:

"Sığın!" dedi. Hemen kendisine hamile biir inek verildi. Melek:

"Allah bu sığırı sana mübarek kılsın!" diye dua etti ve amanın yanına gitti. Ona da: "En çok neyi seversin?" diye sordu.
Adam:

"Allah'ın bana gözümü vermesini ve insanları görmeyi!" dedi. Melek onu mesnetli ve Allah da gözlerim anında iade etti. Melek ona da:

"En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam:

"Koyun!" dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi.

Derken sığır ve deve yavruladılar, koyun da kuzuladı. Çok geçmeden birinin bir vadi doluşu develeri, diğerinin bir vadi dolusu sığırları, öbürünün de bir vadi doluşu koyunları oldu. Sonra melek, alatenliye, onun eski hali ve heyetine bürünmüş olarak geldi ve:

"Ben fakir bir kimseyim, yola devam imkanlarım kesildi. Şu anda Allah ve senden başka yardım edecek kimse yok! Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve malı veren Allah aşkına bana bir deve vermem talep ediyorum! Ta ki onunla yoluma devam edebileyim!" dedi. Adam:

"(Olmaz öyle şey, onda nicelerinin) hakları var!" dedi ve yardım talebini reddetti. Melek de:

"Sanki seni tanıyor gibiyim! Sen ala tenli, herkesin ikrah ettiği, fakir birisi değil miydin? Allah sana (sıhhat ve mal) verdi" dedi. Ama adam:

"(Çok konuştun!) Ben bu malı büyüklerimden tevarüs ettim!" diyerek onu tersledi. Melek de: "Eğer yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin!" dedi ve onu bırakarak kel'in yanma geldi. Buna da onun eski halinde kel birisi olarak göründü. Ona da öbürüne söylediklerini söyleyerek yardım talep etti. Bu da önceki gibi talebi reddetti. Melek buna da;

"Eğer yalancıysan Allah seni eski halimle çevirsin!" deyip, ama'ya uğradı. Buna da onun eski hali heyeti üzere (yani bir ama olarak) göründü. Buna da:

"Ben fakir bir adamım, yolcuyum, yola devam etme imkanım kalmadı. Bugün, evvel Allah sonra senden başka bana yardım edecek yok! Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden bir koyun istiyorum; ta ki yolculuğuma devam edebileyim!" dedi. Ama cevaben:

"Ben de ama idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim (mal verip) zengin etti. îstediğini al, istediğini bırak! Vallahi, bugün Allah adına her ne alırsan, sana zorluk çıkarmayacağım!" dedi. Melek de:

"Malın hep senin olsun! Sizler imtihan olundunuz. Senden memnun kalındı ama diğer iki arkadaşına gadap edildi" (ve gözden kayboldu)."


MAĞARA ASHABININ KISSASI

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

"Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp, mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında:

"Sizi bu kayadan, salih amellerinizi şefaatçi kılarak Allah'a yapacağınız dualar kurtarabilir!" dediler. Bunun üzerine birincisi şöyle dedi:

"Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanımdan hiçbirini yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hala uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü:

"Ey Allahım! Bunu senin nzan için yaptığımı biliyorsan, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!"

Taş bir miktar açıldı. Ama çıkacaktan kadar değildi. İkinci şahıs şöyle dedi:

"Ey Allahım! benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kam almak istedim. Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüzyirmi dinar verdim; kabul etti. Arzuma nail olacağım sırada:

"Allah'ın mührünü, gayr-ı meşru olarak bozman sana haramdır!" dedi. Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da terkettim.

Ey Allah'ım, eğer bunları senin rıza-yı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar."

Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı.

Üçüncü şahıs dedi ki:

"Ey Allahım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi (bir farak pirinçten ibaret olan) ücretini almadan gitti. Ben de onun parasım onun adına işletip kar ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken (yıllar sonra) çıkageldi ve:

"Ey Abdullah! bana olan borcunu öde!" dedi. Ben de:

"Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve ve köleler senindir. Git bunları al götür!" dedim. Adam:

"Ey Abdullah, benimle alay etme!" dedi. Ben tekrar:

"Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!" diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü "Ey Allah'ım, eğer bunu senin nzan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip et!" dedi. Kaya açıldı, çıkıp yollanna devam ettiler."


7.2.2 Sembolik (Temsilî) Kıssalar

Hz. Muhammed (s.a.v)in bir takım meseleleri anlatırken konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve zihinlerde kalıcı olmasını temin etmek maksadıyla, geçmişte meydana gelip gelmedikleri bir tarafa, temsilî mahiyette kıssalara da baş vurduğu görülmektedir. Bunlar mahiyet itibariyle kıssadan daha ziyadesiyle "meselleri" ilgilendirmekle beraber, teşbih ve kıyas yoluyla eğitici, öğretici, ibret ve öğüt verici bir takım hadiselerin tasvir edilmesi nedeniyle temsilî (sembolik) kıssalar olarak değerlendirilebilir. Örneğin Hz. Muhammed (s.a.v), bir kulun tevbesinden dolayı Allah Teala'nın ne derece hoşnut olacağı fikrini, ıssız bir çölde bütün erzakıyla birlikte devesin! kaybedip ölmek üzere iken bineğine kavuşan ve böylece ölümden kurtulan bir kimsenin duyacağı sevinç ve mutluluğa benzeterek açıklamaya çalışmış, emir bi'l-ma'rüfnehiy ani'l-münkerin (iyiliği emredip kötülükten sakındırmamn) sosyal boyutunu ortaya koyarken kötülüklere müdahale etmeyenlerin durumunu aynı gemide yolculuk edenlerden bir kısmının gemiyi batırma isteklerine karşı koymayan diğerlerinin haline benzetmiştir.

1.2.3 Hz. Muhammet'in Şahsıyla İlgili Kıssalar

Hz. Muhammed (s.a.v) in şahsına ilişkin hadis kaynaklarında zikredilen kıssaların kapsamında, Hz. Muhammed (s.a.v)'in şahsi tecrübeleri yer almakta ve bir kısmı peygamberliğınden önce olmakla birlikte değişik zaman ve mekanlarda gerçekleşen ibret ve öğüt verici olağanüstü olaylardır. "Şakku's-sadr" diye bilinen ve birden fazla gerçekleştiği rivayet edilen Hz. Muhammed (s.a.v)'in göğsünün yarılması, isra ve miraç hadiseleri, Rasulullah'ın bir gazve dönüşü karşılaştığı suikast girişimi sırasındaki tutum ve davranışı, yine Hz. Aişe validemizin bir sorusuna karşılık, Allah Rasulü'nün îsîam'a davet için gittiği Taif'te maruz kaldığı eza ve cefa karşısında kendisini bir bulutun gölgelendirmesini ve bu esnada Cebrail ile arasında geçen konuşmayı dramatik bir şekilde nakletmesi28 gibi hususlar bu konudaki örneklerden bir kaçıdır.

Hadis kaynaklarında yer alan bir çok kıssa, insan hayatının değişik yönlerini kapsamakta ve bu sebeple de pek çok konuyu ihtiva etmektedir. Bu çerçevede nebevî kıssalarda, başta Allah inancı olmak üzere itikadi konular önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v)in naklettiği kıssalarda Allah'ın varlık ve birliği, güç ve kudreti, af ve mağfireti, sadece Allah'a güvenmenin gerekli olduğu, O'nun izni ve dilemesi olmadan hiç bir şeyin meydana gelmeyeceği, gibi doğrudan Allah inancı ve bu inancın insan hayatındaki etkisi vurgulanmaktadır.

Diğer taraftan nebevî kıssalarda Allah'a hürmet, emir bi'lma'rüf nehiy ani'l-münker, iffet, ahde vefa, borçluya kolaylık göstermek ve tüm canlılara merhametli olmak gibi îsîamî değerlerin ve ahlakî güzelliklerin eğitici öğretici bir tarzda konu edildiği görülmektedir. Ayrıca kıssalarda insan bir bütün olarak ele alınmakta, bir taraftan beşerî zaafları ortaya konulurken, diğer taraftan onun olumlu (hayır) yönü ve ahlakî değerlere bağlılığı tarihî hakikatler olarak gözler önüne serilmektedir.

Bütün çeşitleriyle ve yönleriyle Hz. Muhammed (s.a.v)'den nakledilen kıssaların önemli gayeleri vardır. Kıssaların en önemli gayelerini îsîam'a davet ve eğitim olarak sayabiliriz. Hz. Muhammed (s.a.v)'in başta gelen görevi Allah yoluna davet ve islam'ı tebliğ etmek olduğundan, nebevî kıssalarda gözetilen en önemli gayelerin basında bu maksadı gerçekleştirmek vardır. Diğer yandan nebevî kıssaların esas gayelerinden biri insanları değişik yollarla eğitmek ve Müslümanların maruz kaldıkları sıkıntılara karşı sabırlı olmalarım temin etmektir.

Hz. Muhammed'in naklettiği kıssaların en belirgin özelliği eğitici olmalarıdır, Allah Rasülü, dinî hakikatlerin inananların gönüllerinde ve zihinlerinde yerleşmesinde, kötü duygu ve düşüncelerin kalpten ve fiillerden sökülüp atılmasında kıssa ile eğitime büyük önem vermiş ve bu hususta başta öğretim (talim) olmak üzere, teşvik ve sakındırma (tergib ve terhib), öğüt ve tevbe gibi eğitim metotlarma sıkça başvurmuştur.

Sonuç olarak; Kur'an ve Hadislerde yer alan kıssalar bir çok yönden benzerlikler göstermekte olup ve her ikisinin de asıl amacı insanları hakka davet etmek, onları değişik yol ve yöntemlerle eğitmek, şahsî tekamülünü (kişisel gelişimim) gerçekleştirmektir.


2. KISSALARIN ÖNEMİ

Kıssaların önemini, insan fıtratı ve İslami kişisel eğitim (gelişim) metotları bakımından iki temel noktada ele almak mümkündür. Bunlar; insan fıtratı ve kişisel gelişimdir.

2.1 İnsan Fıtratı Açısından Kıssaların Önemi

İnsan psikolojisi temelde, kendisine söylenenlerden etkilenme potansiyeline sahiptir. Özellikle etkili öğüt ve nasihatler, insan vicdanım etkilediği taktirde, insanda doğrudan etkisini göstermektedir. Ancak, bu durum uzun süreli olmamakta bu nedenle de öğüdün sıkça tekrarlanmasının yanında, sözlere uygun hal ve davranışlarla da desteklenmelidir.

İnsan tabiatı, hatalar yapmaya, gideceği yoldan sapmaya ve çabuk vazgeçmeye meyillidir. Bu nedenle insan fıtratı mutlaka güzel öğüde, etkili ömeklere, hak ve hakikatleri gösteren, iyiliklere teşvik eden, kötülüklerden uzak durmayı öğütleyen, yerine göre Allah'ın nimetleriyle müjdeleyen ya da O'nun azabıyla korkutan eğitici ve öğretici örneklere (rehberlere) muhtaçtır, îşte bu noktada Müslüman kişisel gelişim metotları yönüyle, kıssalar yüzlerce yıllar güçlü bir araç, fıtrata uygun bir araç olarak kullanılmıştır.

2.2 Kişisel Gelişim Açısmdan Kıssaların Önemi

Kökleri İslam öncesi döneme (cahiliyye dönemine) uzanan kıssa geleneği bir yana, îsîamî dönemde vaaz ve kıssa, davet, tebliğ, irşad gayeleriyle ve kişisel hayatında faydalı olacak bilgi ve davranışlar kazandırmak maksadıyla, yaygın bir eğitim metodu olarak kullanılmıştır.

Öte yandan Kur'an-ı Kerim ve hadislerde değişik boyut ve konularda zikredilen kıssalar, insan fıtratına uygun olarak sunulmuştur. Bunun yanında, müslüman kişisel gelişim eğitimlerinde ve öğretim faaliyetlerinde bir metot olmanın ötesinde kıssalarda, genellikle peygamberlerin ve kıssada geçen kahramanların örnek şahsında tüm insanlığa çok önemli modeller sunulmaktadır.

Kıssalar nazari olarak anlatılanların pratik hayatta uygulanışım gözler önüne sermektedir. Bu sebeple de eğitim açısından önemli bir yer tutarlar. Nitekim eğitimin önemli yollarından biri anlatılan konulara örnekler sunarak, öğrenene model sunmaktır. Zira, hikayedeki renkli anlatım ve zengin dekor havasmdan faydalanmak suretiyle iyi örnekleri sevdirme, onları taklide özendirme imkanı bulunmaktadır. Ayrıca kıssalarda, sadece iyiler değil, kötü şahsiyetler de gündeme getirilmekte, onların da psikolojik yapıları anlatılmaktadır. Böylece kıssalar iyi ve kötü insanların kişilik yapılarım ortaya koyarak, insanı ve insan karakterim tanımamızı kolaylaştırmaktadır.

Kur'an-ı Kerim ve hadislerde geçen kıssalar özellikle İslam'ın ilk yılarmda "İslam eğitimi dersleri" niteliğindedir. Hz. Muhammed (s.a.v) Kur'an kıssalarım tevhid inancım anlatmada, muhaliflerini ikna etmede psikolojik bir vasıta olarak kullanmıştır.

Kur'an'daki kıssalar, korku, bekleme, rıza, sevinç, keder ve sevgi gibi duyguları harekete geçirerek onları yönlendirir ve eğitir.

Kıssa ya da hikaye ilc eğitim metodunun, insanın güzelliğe özenen sanat ruhunu bilemesi, incelmiş hassasiyeti çoğaltması, ruh alemi ve kainat hakkında tefekkürü geliştirmesi, insan aklım hadiselerden ibret alma, hidayeti arama ve sapıklıktan uzak durma düşüncesine sevk etmesi mümkündür.'.Yine kıssalar, dinleyenleri konuya bağlaması ve dikkati konuya odaklaması ve uyanık tutması açısından da Önemli bir fonksiyon icra eder.

Kısaca Müslüman kişisel gelişiminde kıssalar, her türlü eğitim ve irşad yöntemiyle dolu birer hazinedir. Bu kıssaların yegane gayesi insanı doğrulukla eğitmek, ibret almaşım, doğruyu bulmasını sağlamak, hayatın asıl hedefim gözetmektir.

DERLEYEN:ALINTIDIR


REKLAM


İZMİR'DEKİ
NLP, ANLAYARAK HIZLI OKUMA, ÖĞRENCİ KOÇLUĞU, AİLE İÇİ İLETİŞİM
SEMİNERLERİ
İÇİN
AYRINTILI BİLGİ:


SAYGIN NLP DANIŞMANLIK


Kıbrıs Şehitleri No: 30 Daire: 11
Alsancak - İzmir

Tel: 0232 4225954
Cep:0 535 6673224
msn: cemalkondu@hotmail.com
www.sayginnlp.com
www.cemalkondu.com




((kişisel gelişim, gelişim, kişisel gelişim eğitimleri, gelisim, kişisel gelişim kitapları, kisisel gelisim, kişisel gelişim merkezi, kişisel gelişim kursları, kisisel gelişim, kişisel gelişim seminerleri, kişisel gelişim siteleri, kişisel gelişim testleri, kişisel gelişim kitap, kişisel gelişim uzmanı, kişisel başarı, makale, cemal kondu)

 NLP,nlp Practitioner, nlp eğitimi

Bir yorum

Cevapla

  
 
3+2 İşleminin Sonucu    
Yukarı Çık