SAVUNMA MEKANİZMALARI

SAVUNMA MEKANİZMALARI

Bir stres sonucunda, çocukluktaki yanlış eğitimin ürünü olarak oluşan kaygı (anksiyete) ve bunun daha aşın ve fizyolojik belirtilerle birlikte görülen biçimi olan bunaltıdan (anguaz) kurtulmak için benlik birtakım savunma mekanizmalarını kullanır. Bu mekanizmalara psikolojik bir dengeleşim (Homeostotis) de denebilir. Herkes bu Fore Colormekanizmalardan bir ya da bir kaçını kullanabilir. Hangi mekanizmaların başat olarak kullanıldığı, kullananın kişkilik yapısına bağlıdır. Örneğin Paranoidler daha  sık ve yoğun biçimde yansıtma mekanizmasını kullanırlar.  Normalle anormalin farkı, bu mekanizmaların çok yoğun ve  gerçekdışı biçimde kullanılmalarına bağlıdır.
Birey, kaygı durumu ile birincil (Primer), savunma mekanizması ile ikincil (sekonder) kazançlar sağlamaktadır.

Örneğin histerik anksiyetesi olan kimse dönüşüm mekanizmasını kullanarak felç olmakla, kaygıdan kurtulmuştur ve yaşamından memnundur (tatlı aldırmazlık).
 
Bastırma (Baskı)

Bilinç dışındaki yasak, ayıp ve töre dışı duygu ve düşüncelere gem.vuran bir mekanizmadır. Bastırma her zaman tanı  olmayabilir. Dil ve hareket sürçmeleri, uykuda gezerlik ve rüya-lar, bastırmanın tam olmamasının ürünüdür. Bastırma diğer mekanizmaların temelini teşkil etmektedir. Bilinçaltında çözümlenemeyen oidipus kompleksi, sürekli bastınlırsa çöküntü ve histerik belirtiler oluşabilir.
 
Düş kurma (Hayal ve fantazi)


Her insan normal ölçülerde olmak ve gerçeklere uygun düşmek koşuluyla düş kurabilir. Yahya Kemal'in belittiği gibi "insan hayal ettiği müddetçe yaşar". Bazı kimselerde hayal gücü amaçsız, sistemsiz ve mantıksızdır. Gerçeklik ilkesi yerine haz ilkesine göre oluşmakta olan hayaller kimi hallerde denetimden çıkarak öykü uydurma (mitomani) haline dönüşebilir. Burada kişi gerçekle düşü ayirdedemez ve kurduğu hayallere kendisi de inanmaya başlayabilir.

Bazı histerik kişiler bir düş ürünü olarak, kendilerine sürekli biçimde evlilik teklifleri yapıldığını ifade ederler. Don Guichote romanındaki şövalye, hayali düşmanlar olarak algıladığı yel değirmenlerine saldırarak, üstün bir şövalye olduğunu kanıtlamak istemiştir.

Çok hırslı ve beklentileriyle olanakları arasındaki çelişki fazla olan insanlanlar bu mekanizmayı çok yoğun bir biçimde kullanabilirler. Tank Akan'ın, haberi olmadığı halde onunla evlenmeye kalkan ve bunu heryerde anlatan bir genç kız, sonradan gazeteden okunduğu bir haberle bu sevdadan vazgeçmiştir.

 Ussallaştırma (bahane bulma, akla uydurma)

Aşağılık, suçluluk ve yetersizlik duygularından kurtulmak 'Çin en çok kullanılan mekanizmalardan biridir. Örneğin sınıfta Kalan bir öğrenci, yenilen takımın futbolcusu, üniversiteye giremeyen bir genç bu mekanizmayı kullanabilir. Davranışlarımızı yalnız çevreye değil, kendi vicdanımıza da haklı ve mantıklı istermek isteriz. Suç işlemeye yatkın olan antisosyal kişiler bu mekanizmayı daha çok kullanırlar. Örneğin banka soyan bir psikopat "Herkesin parasından bir parça alsam ne çıkar" ^ kendini haklı göstermeye çalışabilir. Yasadışı yollarla kazan, sağlayan bir kimse, başkalarının da aynı şeyi yaptıklarım söyleyerek suçluluğunu hafifletebilir. Ancak bu yanlış mantık, eski hukuk kurallarından "Sui misal emsal olmaz"  kuralıyla önlenmeye çalışılmıştır.

Tatlı limon mekanizması (Pollyanna) olarak bilinen ve ha olumsuzlukta olumlu yanlar arayanlar bu mekanizmayı kullanmış olurlar. Örneğin nişanlısı tarafından terk edilen bir genç ki "Her şeyde bir hayır var. Belki de sonu kötü olacaktı" diye düşünerek sıkıntısını hafifletebilir. Ancak ussallaştırma mekanizmasının bu şekliyle çok fazla kullanılması kişiyi eylemsizliğe aşın kaderciliğe ve sömürülmeye itebilir.

"Tatlı Limon" mekanizmasının tam karşıtı olan "Ekşi Üzüm" mekanizması da bir tür ussallaştırmadır. Bunlar çok kötümser ve her şeye bir kulp bulan müzmin muhalif tiplerdir "Kedi uzanamadığı ciğere pis dermiş" atasözü bu mekanizmanın ifadesidir. Bunun gibi "Gelin oyun bilmeyince yerim dar, yeri genişletilince bu sefer yenim (eteğim) dar dermiş";, Nasreddin Hoca eşekten düşünce "Zaten inecektim" demiştir. Alkolik olan bir kişi alkolün "Her derde deva" olduğunu ileri sürebilir.

Pollyannacı düşünceye şöyle bir örnek verebiliriz:

Her işte bir hayır vardır. Uçağı mı kaçırdın? Belki ııçd düşüp parçalanacaktı. Cüzdanını mı yitirdi n? Belki bir yoksa bulmuştur. Aç mı kaldın? Miden dinlenir. İshal mi oldun? Bar-sakların temizlenir. Bir kolun kırıtırsa ötekini kullanmasını öğrenirsin. Tepesi üstü düşersen. 
 
Yansıtma (Aksettirme)

Kendi duygu ve düşüncelerimizi başkaları üzerine aktarmaya denir. Böylece kendi kusur, yanılgı ve kötülüklerimizi başkaları üzerine aktararak suçluluk ve aşağılık duygusundan kurtulmuş oluruz. "Kişi kişiyi kendisi gibi bitirmiş"; "Kem söz sahibinindir", "Üslup sahibinin göstergesidir" gibi atasözleri bu mekanizmayı ifade etmektedir.

Başkalarını haksız yere aptal, hilebaz, ahlaksız ve bencillikle suçlayan kişiler bu özellikleri kendilerinde aramalıdırlar. Bilinçdışında eşini aldatma dürtüsü olan bir kimse, eşini çapkınlıkla suçlayabilir ve kıskançlık krizleri geçirebilir. Bunun gibi bilinçdışı şiddetli öfke ve düşmanlık duyguları ile yüklü olan kimseler başkalarına, özellikle yakın çevrelerine karşı acımasız ve saldırgan davranabilirler. Pierre Janet'e göre bu mekanizma savaş ortamında, iki ulus arasında kollektif olarak oluşmakta ve savaşlarda uluslararası kurallar hiçe sayılmaktadır. Başkasına aşık olan bir kimse, başkalarının kendine aşık olduğunu düşleyebilir. Özellikle kuşkucu, iftiracı ve fazla dedikoducu kişiler bu mekanizmayı sıklıkla kullanarak başkalarını acımasızca eleştirebilirler.

Bu mekanizmayı patolojik biçimde paranoid kişilik yapısındaki kimseler kullanılırlar. Paranoid hastalar öldürüleceklerini, zehirleneceklerini, takip edildiklerini ve kendilerine sapık denildiğini ileri sürer ve hukuki sorunlar yaratabilirler.
 
Saplanma ve gerileme

Freud'un ya da E. Ericson'un belirtmiş olduklan kişilikteki gelişim aşamalarını her insan ufak tefek farklarla geçirerek olgunluk ve yaşlılık dönemine ulaşır. Fakat kimi insanlar yanlış eğitim uygulamaları nedeniyle belli devrelere takılarak sonraki devreleri yaşama olgunluğuna erişemezler. Kendi büyümüştür; ancak kişiliği çocuksu kalmıştır. Buna saplanma denir. Örneğin anal devrede takılarak gelişen çocuklar ilerinin obsesif (saplantı adayı olabililir ve özerk bir kişilik geliştiremezler. Özellikle yaşlı kimselere aşık olan kişiler de fallik döneme (anne baba özdeşimlerinin olduğu dönem) saplanmış ve yaşlı kimselerle anne babalan arasında bilinçdışı bir benzerlik kurarak aktarım yapmışlardır.

Fallik dönemde baştan çıkarıcı anne ya da babayla özdeşleşen karşıt cinsteki kimseler (Örneğin kız baba ile erkek anne ile) aşırı çapkınlık davranışları sergileyebilirler. Buradaki ilişkiler gerçek cinsel ilişkiler değildir. Bu tür özdeşimlerin yoğun olduğu durumlarda bilinçdışı bir eşcinsellik söz konusu olabilir.

Ulaşılamayan babaya saplanan bir kız, sonradan sürekli olarak erkeklerle ilişki kurarak (genellikle evli erkekler) bilinçdışı planda babayı aramaya çalışır. Kurduğu ilişkilerden bir türlü doyum sağlayamaz. Buna nemfomani denir.

Gerileme mekanizmasında kişi, gelişim aşamalarını sağlıklı bir biçimde geçirmiştir. Ancak psikolojik ya da biyolojik nedenlerle (Yaşlılık, kazalar), daha rahat olan önceki devrelere tekrar geri dönmüştür. Örneğin genç kızlığını yaşayamayan bir anne, menapoz devresine girdiğinde ya da yaşlılığını yadsımak amacıyla, genç kızlara özgü davranışlar sergileyebilir; yaşıyla orantılı olmayan giysiler giyebilir; aşırı makyaj yapabilir. Gençliğini yaşayamayan yaşlı bir baba andropoz devresinde gerileme mekanizmasıyla, çapkınlık girişiminde bulunabilir.
Gerileme, özellikle kardeş kıskançlığı nedeniyle altını ıslatma, tırnak yeme biçimlerinde ortaya çıkabilir. Gerilemenin aşırı olduğu durumlarda kişi bitkisel yaşama girebilir; psikozlar (şizofreni) geliştirebilir.
Yetişkinlerde görülen hipokondri (kendini hasta zannetme, hastalık hastası olma) de bir tür gerileme mekanizmasıdır. Çocuklar hasta olduğu zaman ilgi artar. Hastalık hastası olan kişi de ilgi çekmek için hasta olduğunu ileri sürer.

Aşın gelenekçi ve gerici olan kimseler bu mekanizma ile toplumsal değişimleri yadsıyarak kuşaklararası çatışmayı körükleyebilirler.

Özdeşim (benimseme)

Kişi veya grubun özelliklerini taklit etme, model almadır. Çocuk kendini değerlendirirken ailesinin etkisi altında kalır. Küçük çocuklar, erkekse babayı, kızsa anneyi model alırlar. Okul hayatında öğretmenler de özdeşim objesi olabilirler. Özdeşim bazen gruplara karşı olur. Örneğin Galatasaray'lı olan bir kişi, Galatasaray grubunu benimser. Bazı anne - babalar çocuklarının başarısı ile övünürler. Kimi hallerde sinema, tiyatro, roman kahramanları ve politik kişilerle özdeşim kurulur. Bazı özdeşimler nörotik ya da piskotik boyutlara ulaşabilir. Örneğin felçli annesine karşı duyduğu düşmanca duygular nedeniyle bir genç kız felç geliştirebilir.

Psikotik hallerde özdeşim, gerçeklerden uzaklaşma şeklindedir. Örneğin kendini peygamber, Einstein, Hitler sanan; ya da işlemediği bir suçu kendine male den kimseler psikotik bir özdeşim durumundadırlar. Türkçe'deki "Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al", "Böyle baba, böyle evlar", Dedesi koruk yiyince torunun dişi kamaşırmış", "Üzüm üzüme baka baka kararır", "Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim" atasözleri bu mekanizmanın ifadesidir. Meslek ve eş seçiminde özdeşim önemli bir rol oynar (Annesine ya da babasına benzeyen kişiyi seçmek gibi). Bazı yobaz kişiler de önder kabul ettikleri bir yobazı benimserler.

Özleşme (içeri atma)


Yansıtma mekanizmasının karşıtıdır. Başkalarının.duygu Ve düşüncelerini kendine mal etmedir. Örneğin: Hastalıktan bahsedilince kendini hasta sanma, başkalarına olan saldırganlığı
ve öfkeyi kendine yöneltme bir tür özleştirmedir. Çocuk eğiti lirken uygulanan kurallar çocuğun kendi içindeki yasaklar haline gelebilir. Anne-babayı güçlü ya da güçsüz olarak algılayan çocuklar kendilerini de aynı şekilde algılarlar. Bu nedenle çocuğu fazla azarlama, küçümseme, ileride aşağılık duygusu yaratabilir. Kan kardeşi olma bu mekanizmayla ilgilidir. İlkel toplumlarda düşmanın eti, cenkçiliğin elde edilmesi için yenir. Anne baba sevgisini yitirme kaygısı ile çocuk, yasaklan benliğine mal eder. Bazı kişilere uygulanan beyin yıkama yöntemi bu mekanizmayla ilgilidir ve kişiye şartlanma yoluyla karşıt bir ideoloji benimsetilebilir. Özellikle melankolikler bu mekanizmayı yoğun biçiminde kullanırlar.

Ödünleme (Telafi)


Bedensel ve ruhsal, gerçek veya hayali, aşağılık ya da yetersizlik duygularına karşı kullanılan bir mekanizmadır. Bu mekanizmayı Adler ortaya atmıştır. Özellikle bedensel kusurlar birinci planda ödünlenir. Örneğin; Napolyon'un boy kısalığı, otoriter bir kişiliğe neden olmuş; Demosten'in kekemeliği, sonradan onu en ünlü hatip haline getirmiştir. Beethoven'in sağırlığı, Aşık Veysel'in körlüğü, onları başarılı sanat alanlarına yöneltmiştir. Bizim edebiyatımızda Ahmet Haşim buna örnektir (Başının biçimsizliğini estetik bir biçimde şiirleştirmiştir).

Çirkin bir delikanlı ya da bir genç kız çok sempatik görünebilir. Çelimsiz bir çocuk okulun birincisi olabilir. Ödünlemeler bazen olumsuz olabilir. Örneğin zorla ilgi çekmeye çalışmak, mahallenin kabadayısı olmak, acayip giysiler giymek, kendi soyadlarındaki ünlü kişilerle övünmek, kendi başarısını abartıp, başkasını sert biçimde eleştirmek, büyüklük hezeyanları olumsuz telafi biçimleridir.
 
Yer değiştirme - yön değiştirme

Bir ruhsal olayın yerine bir başkasının geçmesidir. Buna "bir şamar oğlanı bulmak" denir. Yani birine kızıp acısını başkasından çıkarmak bir yön değiştirmedir. "Eşeğe kızıp semeri dövmek" sözü bunu ifade eder.
Öfkeli bir çocuk oyuncağını tekmeleyebilir. Amirine kızan bir kişi karısının, yemeğini geç hazırlamasını bahane ederek kavga çıkarır. Öfkelenilen şahsı bir yarışmada yenme, rüyalar fobiler, obsesyon (takınak fikirler) bu mekanizmayla ilgilidir.

 Kaçma

Herhangi bir çabayı yarım bırakma halidir. Örneğin: Çalışmakta olduğu bir işi bırakma, önemli bir neden yokken okulu terk etme, evliliği sürdürmeme bir kaçma mekanizmasıdır.-Bu kişilerde güçlüklerle mücadele yeteneği zayıftır.
 
Tepki oluşturma (tersiyle mukabele)

Saldırgan, tehlikeli ve pis dürtülerle, tersiyle hareket ederek savaşmaktır. Örneğin: Fazla öfkeli ve kaba bir kişi çok kibar görünebilir; ya da bunun tersi olabilir. Maddi veya manevi pislik duygusundan korkan kişi, aşırı temizlik hastası olabilir. Tutucu ve dindar bir kişi toplum kurallarına isyan edebilir. Bazı kişiler evde bıçak bulunmasına tahammül edemezler. Bu araçları gizli yerlere saklarlar. Çünkü bilinç altlarında saldırma dürtüsü vardır ve bu araçlarla çağrışım yaparlar. Kendini toplum ahlakının koruyucusu kabul eden,bozulan "dünyayı düzeltine" çabasında olan, gençlerin en doğal haklarına ölçüsüz tepki gösteren ve yeniliklerden ürken kimi tutucu kişiler aslında, "benim yapamadıklarımı başkaları da yapamazlar" mesajını vermek istemektedirler. Toplumsal değişmelere ayak uyduramayan, nostaljik bir biçimde geçmişe saplanıp yenilikleri yadsıyan bu kişiler, kuşaklararası çatışmanın en ateşli temsilcileridirler.

Bu mekanizmanın en belirgin örneği "ihtiyar kız kompleksidir". Yaşı ilerlediği halde evlenmeyen bir kız, erkeklere karşı itici görünmekte; evinde yatak odasını devamlı kilitlemekte; karyolanın altını ve dolapları sürekli yoklamaktadır. Erkeklere karşı duyduğu bu tepki, bilinç dışı düzeyde bir dileği, bir özlemi ifade etmektedir. Aşırı temizlik ve düzenlilik bilinç altı bir pislik duygusu ve düzensizliği ifade edebilir.

 Çözülme

Suçluluk duygusu ve yoğun kaygı nedeniyle benliğin bir bölümünün parçalanarak, bağımsızlık kazanmasına çözülme denir (dissosyatif tepki olarak da kullanılmaktadır). Çözülme geçici olarak ortaya çıkan bir tepkidir. Ağır çözülme biçimi şizofrenide görülür. Eskiden bir histeri türü olarak biliniyordu. Çoğul kişilik, uykuda gezerlik, kaçma, kişiliğin yabancılaşması ve unutma (amnezi) tepkileri çözülme mekanizmasının değişik biçimleridir.
Çoğul kişilik ilk kez bilim kurgu türü bir eserde (Dr. Jekyl ve Mr. Hyde = iki yüzlü adam) sergilenmiştir. Üç ruhlu kadın olan bayan Beauchamp, beş yaşında iken ve büyükannesinin cesedini öperken kişiliği, iki karşıt biçimde bölünmüş; hipnozla altı yılda tedavi edilmiştir. ABD'de Sibıl İsabel Dorsett takma adıyla bilinen bir genç kızın tam on altı ayrı kişiliği vardı. Küçükken geçirdiği korku şokları nedeniyle kişiliği parçalanmış ve Dr. Cornelia B. Wilbur tarafından on yıllık bir hipnoz tedavisiyle iyileşmiştir (Schreiber, 1974). İki ruhlu kişilerde, biri diğerinden habersiz olan ve genellikle biribirine karşıt iki farklı kişilik vardır. Giyinişleri, zevkleri, törelere bağlılıkları ve zekaları farklı olabilir (Örneğin zekası 43 ve 128 olan çoğul kişilik örneği vardır).

Uykuda gezerlik durumunda kişi yaptıklarını sonradan hatırlayamaz. Dalgın olduğu için kazaya sebep olabilir. Uyandırılmaları gerekir. Ergenlik öncesinde geçici olarak görülebilir; yapılanlar bilinçaltının bir ifadesidir.
Çözülme mekanizmasının diğer biçimleri olan kaçma, unutma ve yabancılaşma hakkında diğer bölümlerde bilgi verilmiştir.

 Dönüşüm

Bir ruhsal olayın organizmada değişiklik meydana getirmesidir. Örneğin, bir kimse öfkeden felç olabilir. Çok kötü bir olaya tanık olan bir kişinin gözü kör olabilir. Afoni (ses kısıklığı), afazi (konuşma bozukluğu), agrafı (yazı yazamama), anestezi (duygusuzluk), hiperestezi (aşırı duyarlılık) birer dönüşüm mekanizmasıdır. Psikolojik nedenlere bağlı mide bulantısı, yalancı hamilelik, çarpılma, tikler, duyum bozukluktan, anoreksiya (yiyememe) aynı mekanizmayla açıklanabilir. Mide ülseri, gastrit, astım, migren gibi pisikosomatik hastalıklar dönüşüm mekanizmasına benzemekle birlikte bilincin denetimi dışındaki bölgelerde olmaları bakımından farklılık gösterirler.

 Yüceltme


Tek olumlu mekanizmadır. Freud tarafından ileri sürülmüştür. Çatışmaların sanat, bilim, din, politika, felsefe, spor ve diğer sosyal ve estetik alanlara kanalize edilerek ortadan kaldırılmasıdır. En ekonomik mekanizmadır. Bastırma ve yön değiştirmede, baskı altında kalan dürtüler ortadan kalkmazlar; yüceltmede ise tıpkı bir akarsudan, baraj yapılarak elektrik elde edilmesi gibi bir olumlu sonuç ve değişme vardır. Özellikle güzel sanatlarda çok uygulanır. Örneğin sevgilisi tarafından reddedilen bir kimsenin şiir yazması, çocuğu olmayan bir kadının kreş ve yuvalarda gönüllü olarak çalışması, ailesi tarafından örselenmiş bir kişinin resim, müzik ve spora yönelmesi bir yüceltmedir. Dostoyevski, aşırı baba düşmanlığını, yazdığı romanın kahramanına babasını öldürtmek suretiyle yüceltmiştir (Karamozof kardeşler). Ünlü cinayet romanları yazarı Alfred Hitchcock, baskılı eğitimden doğan saldırganlığını yüceltmiştir.

Dante, Geothe, Flaubert, Abdülhak Hamit, bunalımlarını eser vermek suretiyle hafifletmeye çalışmışlardır. Recaizade Mahmut Ekrem'in çocuğunu yitirmesi, onu şiirde teselli aramaya yöneltmiştir. May'a göre Beethoven, "gerçek dünyaya karşı düşmanlığını yüceltmese büyük ihtimalle psikotik bir paranoyak olacaktı".

Yapma Bozma

Duygu düşünce ve davranışları değişik ya da karşıt biçimde tekrarlama saplantılarına denir. Daha çok saplantılı (obsesif) kişilerde görülür. Örneğin sürekli olarak havagazını açıp kapama, anahtarın kaybolup kaybolmadığını yoklama, yapma bozma mekanizmasıyla ilgilidir. Halk arasında yaygın olan bazı inanış ve davranışlar da bir tür yapma bozmadır. Örneğin kulak çekme ve tahtaya vurma, gibi.
 
Yadsıma (inkar)

Yaşamdaki acı gerçeklerin, talihsizliklerin, üzücü olayların sanki yaşanmamış gibi kabul edilmesi; böylece örseleyici durumlardan uzaklaşmadır. Örneğin çok sevilen birinin (eş, çocuk, anne, baba, kardeş) ölümünü kabullenemeyen ve onların odalarını aynen muhafaza eden kimseler vardır. Burada bir yadsıma sonucu, acı gerçekle yüz yüze gelmeme, onu yok sayma ve stresten uzaklaşma söz konusudur. Kimi anneler, çocuklarının zihin özürlü olduğunu bir türlü kabullenemezler. Kesin olarak ölmeyi bekleyen insanlar da bunu kabullenemezler.
 
Yalıtma


Davranışların, duygusal unsurlardan soyutlanarak kuru ve bilişsel bir biçimde ifade edilmesidir. Kimi insanlar istedikleri halde bir türlü sevemezler ve duygularını davranışlarında gösteremezler. Olayları anlatırken korku, sevgi, nefret, öfke gibi duygusal unsurlar yerine bellek, muhakeme, dikkat gibi bilişsel unsurlara yer verirler. Konuşmaları son derece kuru, soğuk ve biçimseldir. Duygularını ifade etmede zorlanırlar. Kimi insanlar da olayları, kendilerinin dışında, bilimsel ve basmakalıp biçimde ifade etmeye çalışırlar (Bilişselleştirme). Bu mekanizmayı daha çok saplantılı kişiler kullanırlar.

 Dışa Vurma

Bilinçaltından gelen ve suç oluşturan saldırgan güdülerin doğrudan eyleme geçmesidir. Üst benliği zayıf olan birey ve gruplarda daha çok kullanılır. Antisosyal kişiler, töre dışı dileklerini engelleme ve erteleme yönünden yetersizdir. Hukuk kurallarını çiğnedikleri için çoğu kez cezaevine girerler; aynı suçu yinelerler.
 

 
 

 NLP,nlp Practitioner, nlp eğitimi

Bir yorum

Cevapla

  
 
3+2 İşleminin Sonucu    
Yukarı Çık