Kadın Sığınma Evleri Adres Ve Telefon Numaraları

Kadın Sığınma Evleri Adres Ve Telefon Numaraları

kadın sığınma evleri adresleri kadın sığınma evleri istanbul ankara ankara Kadına yönelik şiddet konusunda devletin sunduğu hizmetler ve kadına ilişkin politikalar Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ile Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü tarafından planlanır.

Başvurulabilecek Yerler:

İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi

0212 292 77 39

İstanbul Üniversitesi Çapa Erişkin Psikiyatri

0212 414 24 10

İstanbul Üniversitesi Çapa Çocuk Psikiyatri

0212 414 20 00- dahili 1390

SHÇEK İstanbul İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü

0212 511 42 75(5)

SHÇEK İstanbul Gazi Mahallesi Toplum Merkezi

0212 650 33 21

SHÇEK İstanbul Bağcılar-Evren Toplum Merkezi

0212 489 09 41

SHÇEK İstanbul Kocamustafapaşa Toplum Merkezi
0212 632 00 17

SHÇEK İstanbul Sultanbeyli Toplum Merkezi
0216 496 45 99

SHÇEK İstanbul Yakacık Toplum Merkezi

0216 309 91 25

SHÇEK İstanbul Mustafa Kemal Toplum Merkezi
0216 472 72 99

SHÇEK İstanbul Zeytinburnu Toplum Merkezi
0212 416 25 53

SHÇEK

Ankara 0 312 418 66 62

Antalya 0 242 243 44 75

Bursa 0 223 223 19 26

Denizli 0 258 241 34 58

Eskişehir 0 222 217 46 05

İzmir 0 232 446 33 52

Kocaeli 0 262 322 17 91

Samsun 0 362 433 06 15

Küçükçekmece Belediyesi Kadın Konukevi


0212 411 06 00-41

Kadıköy Belediyesi Kadın Konukevi

0216 414 38 61-62

Aliağa Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi


0232 616 19 80

Ankara Kadın Dayanışma Vakfı

0312 430 40 05-06

İzmir Bornova Belediyesi Kadın Danışma Merkezi

0232 461 47 94

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü

0312 419 29 64

Diyarbakır KA-MER

0412 228 10 53

Tarsus Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi

Belediye İşhanı Kat: 2

Tel: 0 324. 614 72 22
Faks: 0 324. 614 72 21

Özellikle çocuklara yönelik şiddet ve istismarla ilgili başvurulabilecek bazı kuruluşlar ise şunlardır:

Sosyal Hizmet İl Müdürlükleri

Emniyet Müdürlükleri Küçükleri Koruma Şubesi

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Komisyonu

Çocuk Mahkemeleri Cumhuriyet Savcılığı

Bunun yanı sıra :

Türk Kadınlar Birliği

Türk Anneler Derneği
Çağdaş Eğitim Vakfı

AÇEV

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı

Türkiye Aile Sağlığı ve Planlama Vakfı

Roteryenler, Lions ve Soroptimistlerin kadın komisyonları ve çeşitli dernekler özellikle son yıllarda kadına yönelik şiddetle ilgili toplantı, eğitim grupları ve konferanslar düzenlemektedir.

Ankara Üniversitesi, Atılım Üniversitesi, Çankaya Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Mersin Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yüzüncü Üniversitesi’nde Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezleri bulunmaktadır.
Yerel yönetimler içerisinde sadece Küçükçekmece Belediyesi bünyesinde bir kadın sığınma evi var... Başlangıçta ilçe sınırları içerisindeki kadınların problemlerine çare bulmak için kurulan sığınma evinin sınırları bunu çoktan aşmış. Bırakın İstanbul’u, Türkiye’nin dört bir yanından gelenleri, Türk uyruklularla evlenen yabancıların başvurularıyla uluslararası bir hizmet verilmeye başlanmış.

Bugüne kadar yüzlerce kadına yeni bir hayat kurma, ayaklarının üstünde durabilmek için destek olan sığınma evindeki hizmet gönüllülük esasıyla yürütülmekte. Yerel yönetimler yasasında böyle bir madde olmadığı için belediye bütçesinden herhangi bir kaynak aktaramıyor ama evin bütün idari giderlerini karşılıyor, yapılan etkinliklerde mekanlarını kullandırıyor ve sağlık hizmetleri konusunda destek oluyor. Hukukî desteği İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu, psikolojik desteği ise gönüllü psikolog ve sosyal hizmet uzmanları sağlıyor. Evde kalanların giyeceklerinden, yiyeceklerine, eşyalarına kadar her şey yardımsever kişi ve kuruluşların katkılarıyla sağlanıyor.

Hani derler ya “İp gibi aktı gözyaşları, hiç durmadı” diye. Ağladıkça anlattı, anlattıkça ağladı. Ve sanki tekrar yaşadı o günleri. Bir süredir burada kalıyor. Şiddetin her türüne maruz kalmış. Hakaret de duymuş, eve de kapatılmış, aç da bırakılmış, hemen her gün dayak yemiş.

“Uykudan dayakla uyanır, dayaktan yorgun düşer uykuya dalardım” diyor. Evliliğinin ilk yıllarında kayınvalidesi onu da eşini de dövermiş. Sonra eşinin dayakları başlamış. Yıllarca çocuklarıyla birlikte yaşamışlar bu acıyı.

“Ben alışmıştım da çocuklarımı dövmesine dayanamazdım, kıyamazdım onlara. Her şey yasaktı. Evden dışarı çıkmak, komşuya, alış verişe gitmek, telefonla konuşmak, banyo yapmak her şey... Yüzümü yıkamaya korkardım. Sürekli ‘öldüreceğim seni’ derdi. Beklerdim ne zaman diye. Sürekli aşağılardı, ‘sen insan değilsin, benim ekmeğimi yiyorsun’ diye. Gece gündüz dayak artık hep bizimleydi. Televizyonda bir programda ‘kadınlar dayak yemesin, korkmasınlar’ diye bir konuşma duydum, sığınma evlerinin varlığını öğrendim ve buraya geldim. Bunun sonu yok, ömür boyu dayak yiyeceğim diye düşünürdüm. Böyle yerlere gitsem ayıp olur, töreleri, ailemi çiğnemiş olurum sanırdım. Oysa bu bir mücadele, bir başlangıç, ayakta durmak demek. Bu dünyaya dayak yemek için gelmemişim, dayak hayat karartıyordu. Ben bütün dayak yiyen kadınlardan haklarını aramalarını istiyorum. Kimseye çoluk çocuğunu bırak demiyorum ama böyle yerler var, haklarını arasınlar. Bir gün dayak yerlerse, kesinlikle ikinci gün de üçüncü gün de var. Bunun sonu yok, artarak devam ediyor. Ben utanıyordum, utanmasınlar. Eskiden uyuyamazdım, ama bir süredir horul horul, korkmadan uyumaya başladım. Burada arkadaşlarla konuşuyoruz, birbirimizin durumunu değerlendiriyoruz, öğreniyoruz. Benim kendime güvenim de geldi. Her gün şükrediyorum buraya geldiğim için...”

Düğünden zindana...
Adları Ayşe, Emine ya da Yıldız... Hiç farketmez... Adlarını söylerken ses tonlarını düşürüyorlar. Sanki geride bıraktıkları, unutmaya çalıştıkları geçmişleri duyar diye...

Ankara’dan, İstanbul’dan, Konya’dan ya da Mardin’den gelmişler... O da hiç farketmez. Yurdun dört bir yanında aynı durumda olan o kadar çok kadın var ki...

Ne yazık...

Yaşları!...

...20, 25, 30, 50...

O da farketmez... Genç ya da yaşlı, acıları ortak!...

Birbirini hiç tanımayan bu kadınlar; aynı acıyı, aynı sıkıntıyı yaşıyorlar. Mutlu bir yuva kurmak için adım attıkları evlilik onların
kâbusu olmuş. Ezilmiş, horlanmış, dayak yemiş ama susmuşlar. Karşı koyamamışlar...

Kimininki neredeyse bir ömür sürmüş, kimi işin başlarında durumun düzelmeyeceğini anlayıp çareler aramış.

Bugün, sonunda kendilerine sığınacak bir yer bulan birkaçının hikayesini paylaşacağız...

Uzun süredir konuşmak istiyordum onlarla, bugüne denk geldi. Tam da 8 Mart’ın ertesine...

Yazıya geçmeden bir cümle size: “Şiddet başladığı zaman hoşgörü, gözardı etme, utanma bunları bir tarafa bırakıp çözüm
bulmak gerek. Çünkü bilimsel olarak da kanıtlanmış. Şiddet durmaz artarak devam eder...”

Evet anneler, şimdi çocuklarınızı yetiştirirken “önce insan” demenin önemi daha bir ortaya çıkıyor galiba. Aşağıda güvenlikleri açısından hikayelerini genel hatlarla geçtiğim ama beni uykusuz bırakan kadınların da birer anneleri vardı, unutmayalım...

Anneler ve çocukları...

Menekşe Baş, yedi yıldır sığınma evinden sorumlu.

“Herkesin ayrı bir hikayesi var ve her biri kendi içinde çok şey barındırıyor. Benim de çok zorlandığım zamanlar oluyor”
diye anlatıyor. Biz gittiğimizde çocuklarıyla beraber hemen her yaştan kadının yer aldığı eve acaba daha çok kimler sığınıyordu?

“Küçük yaşta aile zoruyla yapılan evliliklerini otuz yıl sonra noktalayıp gelenler de var. Ama evliliğinin ilk yıllarında durumu farkedip başvuranlar çoğunlukta. Genelde 19-35 yaş arası. Gelen kişinin beyanı yeterli. Asıl amaç şiddete (fiziksel, duygusal, ekonomik, cinsel istismara) maruz kalan kadınlarımızın varsa çocuklarıyla beraber sorunlarına çözüm bulmak, yeni hayat seçenekleri oluşturabilmek ve korkularından kurtularak, özgüvenlerini yeniden kazanmalarını, kendilerine yetebilmelerini, topluma katılımlarını sağlamak... Duygusal ve sözlü şiddete katlanıyorlar da çocuklarının önünde dayak yemeye dayanamıyor, utanıyor kadınlar. Eğitim düzeyi genelde düşük olan kadınlar geliyor. Bir meslek sahibi olan, eğitimi olanlar daha çabuk toparlanıyor, bu sorunu kendi içinde daha rahat çözüp, ayaklarının üzerinde durabiliyor. Onun için kırsal kesimden müracaat daha fazla. Türkiye’de kadınlarımız bilinç olarak artık çok farklılaştı. Daha sıkı olarak takip ediyorlar her şeyi, haklarını öğreniyorlar artık. Dolayısıyla da bize kolay ulaşıyorlar...”

-Zor da olsa bu kararı alacak cesareti gösteren kadınlar buraya geldikten sonra nasıl bir süreç yaşanıyor?...

“Önce psikolojik destek çok büyük önem taşıyor. Kaybettikleri özgüveni yeniden kazanmaları, hayata yeniden başlamaları, dış dünyayla iletişime geçmeleri için bu çok önemli. Hanımlar her yola başvurup çözüm bulamadıkları için bize geldiklerinden yüzde doksanı boşanma konusunda kesin kararlı oluyor. Ücretsiz avukat tayin ediyoruz. Sonrasında psikolog ve sakinimizin ortak kararıyla çalışabilir noktasına gelince iş istihdamı sağlanıyor. İkinci el eşya projemiz var. Oradan gelen yardımlarla birkaç hanım ortaklaşa evlerini kurup yeni düzenlerine başlıyor...”

-Kadınlar tek başlarına gelmiyor tabii. Çoğunun yıllarca yaşadıklarına katlanma nedeni çocukları. Çocuklar ne oluyor?...

“Anneler şiddet ortamında bırakmak istemedikleri için beraberinde getiriyorlar. Psikolojik destekten sonra eğitimlerine devam ediyorlar. Kendi kreşimiz olmadığı için küçüklere ücretsiz kreş temin etmeye çalışıyoruz. Erkek çocuklarda on yaşın üstündekileri alamıyoruz ama kız çocuklarda yaş sınırı yok. Bütün sığınma evlerinin ana kuralı bu. Başta böyle bir kurala ben de tepki göstermiştim ama yerinde bir kural. Şiddet ortamında büyüdükleri için erkek çocuklar genellikle kendinden küçük kız çocuklarına şiddet uyguluyor, bunu yaşayarak gördük...”

Sığınma evinde durumlarına göre 6 ile 8 ay kalan kadınlar yeni hayatlarına hazır haline gelince, birkaç arkadaş ortak yeni evlerine çıkıyorlar. Bu evin eşyaları da “eskimemiş eskiler” adıyla yapılan çalışma kapsamında gelen yardımlarla karşılanıyor. Hani hepimizin evinde olan, kullanmadığımız, ne yapacağımızı bilemediğimiz giysiden, mobilyaya, perdeye, örtüye, tabak çanağa kadar olan eşyalardan söz ediyorum. Belediye görevlileri kendi araçlarıyla bunları yardım etmek isteyenlerin evinden alıyor ve bu eşyalar yeni sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılıyor.

Otuz seneye elli milyon!

Adı... Siz herhangi bir ad verin ona. Yaşı da öyle. Yıllarca dayak yiyerek susan herhangi bir kadın o... Çocuklarını yetiştirerek, kendi ayaklarının üstünde durmaları için didinen bir anne. “Ben anneyim, annelik fedakarlıktır” diye giriyor söze.
Kimseye anlatmamış yaşadıklarını bugüne kadar. Evin içinde geçen ömrü boyunca şiddeti yaşamış, susmuş. Ne ailesi bilmiş, ne de komşuları. Ve öyle üç-beş yıl değil çocukları kendi yuvalarını kurana kadar sürmüş...

“Ben birçok şeyi aştım artık. Ağlamıyorum mesela, ilk zamanlar ben de ağlıyordum hep. Neden daha önce yapmadın bu başlangıcı derseniz, benim bir eğitimim, işim yok. Eğer kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek durumda olsaydım, bir işim olsaydı en başından çocuklarımı alıp çıkardım. Onlarla birlikte gidebileceğim, destek alacağım kimsem yoktu. Kızımı benim yetiştirildiğim gibi yetiştirmedim. Çocuklarımın benim yaşadıklarımı yaşamasını istemedim, onları bıraksaydım benden daha kötüsünü yaşayacaklardı. Ve çocuklarım istediğim noktaya geldiğinde artık benim de sabrım bitti. Evden ayrıldım, boşanma davası da açtım, alabileceğim bir nafaka var. Bunca zamandan sonra onu istedim. Benim söylemek istediğim asıl şey şu. Ben çalışma hayatı boyunca eşime destek oldum. Ne yaptıksa beraber yaptık. Onun aldığı maaşın hakkının fazlası bende var. Bir ömrü evin içinde geçirdim. Ve şimdi avukatım bana yasaların benim için uygun gördüğü nafakayı söyleyince şok yaşadım. Adalet bana onca yıldan sonra 50 milyon veriyor. Benim aylık ilaç harcamam bunun birkaç katı. Yıllarca çalışmadım, evden dışarı çıkmadım, boyun büktüm, bükmeyince dayak yedim ya da başka şeyler oldu. Ben bu yaştan sonra hangi işi yapabilirim? Ancak çocuk bakabilirim. Şimdi... Kadınlar Günü diyorlar. Hangi gün? Kadın hakkı, hangi hak? Adaletin verdiği bu! Koca tabii ki vermez...”

Ben tekrar soruyorum “Abla keşke daha önce yapsaydın bu ayrılığı, değdi mi çektiklerine” diye.

“Kızım da aynını sordu ve evet dedim. Sizi çok güzel yetiştirdim” diyor gururla ve yaşadığı bütün acıları bastıran sesiyle. Önce anne... Kadınlığından, her şeyden önce anne olduğunu bir kez daha ortaya koyarak.

Bir süre öncesine kadar birbirini hiç tanımayan ortak bir acının birleştirdiği kadın ve çocuklar yeni bir hayata hazırlanıyor şimdi. Bir mesleği olanlara iş bulunuyor, olmayanlar da meslek edindirme kurslarına gönderiliyor. Çocuklara bakıyorum. Boy boy, güzel yüzlü çocuklar. Size yüzlerini gösteremiyoruz. Çünkü anneleri sanki bir kaçak hayatı yaşıyor. Kaçak hayatını kim yaşar? Benim bildiğim bir suçu olan, bir ayıptan kaçanlar. Oysa burada!.. Ayıbı yapanlar, başkalarının yaşamını karartanlar elini kolunu sallayarak dışarda dolaşıyor, hiç utanmadan insanların yüzüne bakıyor. Ve belki de bazı komşu kadınlar onlara bakarak vahlanıyor, “Karısı evi bırakıp gitmiş” diye.

...Ve belki de bazı komşu kadınlar da şöyle diyor: “Erkektir sever de, döver de”...

Komşu kadınlar ve komşu erkekler “Kadınlar Gününüz” kutlu olsun...

 Evsizler Evi

Metin sarı lacivert topu tekmeliyor. Fenerbahçeli’ymiş zaten. Daha dokuz yaşında. Beraber top oynadığı kişi ise yirmiyi ne kadar geçmiş tahmin etmek zor. Yakasına ismi ve bir numara iğnelenmiş. Konuşmuyor, yüzüne bakınca da bakışlarını kaçırıyor. Ya da onları bir noktada sabitleyemediği için ben öyle zannediyorum. Metin ise durmadan anlatıyor. Babasının alkol alışkanlığından, üvey babasının kardeşleriyle gidişine, yanlarına sığındıkları dedesinin sürekli kavga edip onları dışarı attığına kadar her şeyi; “Dışarıdan geldik buraya. Sokaklardan, polis yanlarından falan... Annem hasta” diyor hastalığın ismini söyleyemiyor. Annesi geliyor yanımıza “epilepsi” diye tamamlıyor onun sözünü...
“Yıkayamadığım için saçlarını tıraş ettirdim” diyor bütün ümidini bağladığı oğluna bakarak, “Hastalığım yüzünden ailem beni dışlıyor, eşim de aynı şekilde. Kendime iş arıyorum...”

Üç gündür Alibeyköy’deki Tevfik Aydeniz Spor Salonu’nda kalıyorlar...

Sahanın içinde yan yana dizili ince yataklar arasında en derli toplusu onunki. “Yatağını ne güzel toplamışsın” diyorum. “Ben hep öyleyim” diyor biraz utanmış biraz da vazifesini yapmış insanların rahat edasıyla...

“Neden sokaklardasın” sorusunun cevabı, “Alkol... 14 yaşımdan beri içiyorum. 3,5 yıldır da İstanbul’da sokaklardayım” oluyor...

Tabii öncesini merak ediyorum, bir evi, ailesi yok mu diye?... “Evim Ankara’da. İki çocuğum var. Oğlum liseyi bitirdi, kızım ortaokula devam ediyor. Ben Kredi Yurtlar Kurumu’nda memurdum. Kaloriferciyim ama olmadı, yürümedi...”

-Kendin mi geldin buraya?...

“Havalar öyle soğudu ki, Kadıköy’den arkadaşların yardımıyla geldim. Beni orada herkes tanır, ‘garip’ derler bana. Şiirlerim vardır çok, en meşhuru “gurbet”... Okuyayım size...

Gurbet deme de bana ne dersen de.

Her söz başımın tacı.

Ama gurbet dendi mi bana

Ben ben olmaktan çıkarım.

Bir tuhaf olurum anlatamam.

Sus be arkadaş

gurbet deme de bana

ne dersen de

Her söz başımın tacı...
.......
Onun gurbetliği Ankara’daki ailesinden uzakta sürüyor, bitmeyen şiiri gibi. “Ailenin yanına gitsen, gidip görsen” diyecek oluyorum cevabı kısa, “Cesaretim yok ki karşılarına çıkmaya...”

Bir süredir içmediğini, artık içmeyeceğini söyleyerek uğurluyor bizi. “Karşıya yolunuz düşerse Kadıköy Deniz Otobüsü iskelesinin oradayım beklerim” diyerek.

Birbirine sarılmış oturan çocuklukla gençlik arasında dört beden var yan tarafta. Sorularıma cevap alamıyorum onlardan. Biz konuşmak istedikçe sanki bir intikam alırcasına, “Gaps yapacağız, kapkaç yapacağız” diye tekrarlıyorlar. “Sokakta mı yaşıyorsunuz” diye soruyorum ısrarla... “Bazen sokakta, bazen evde, süt annemin yanında” diyor biri... O arada adının Muhammed Enes olduğunu söyleyen genç yaklaşıyor, “Abla sen Mecidiyeköy’e geldin mi?... Hani ışıklarda bana iki milyon vermiştin”... Anne babası daha kırk günlükken yurda bırakmış onu. “Geçen yıl da dayak yüzünden kaçtım” diyor. Tabii bu onun anlattığı. Çünkü pek çoğunun önce anlattığı ile sonra anlattığı birbirini tutmuyor. Önce “resmimi çekmeyin” diyor sonra da poz veriyor. Bir yandan da “Benim de şiirlerim var bak şimdi bir tane uydurdum hemen okuyayım” diyor.

“Sigara, sigara” diye yanımıza yaklaşanlara içmediğimizi söylüyoruz. Başlarını sallıyorlar iki dakika sonra yine “sigara” diye yaklaşıyorlar yanımıza.

Evsizlerin toplandığı spor salonuyla ilgili haberler basında yer aldıktan sonra pek çok kayıp kişi de ailesine kavuşturulmuş. Ekranda yakınını, tanıdıklarını görenler Alibeyköy’e koşmuşlar. Ellerinde yakınlarının fotoğrafları ile umut peşinde olanlar her gün gelmeye devam ediyordu... Sağır dilsiz oğlunu arayan bir anne baba da çocuklarının fotoğrafını çaresizce bir yetkililere, bir evsizlere göstererek arayışlarını sürdürüyordu.

Yozgatlı Mehmet Güngör de iki yıldır kayıp olanlardan. Bir hemşehrisi onu televizyonda görmüş ve spor salonuna koşmuş. “Babasına haber verdim almak için İstanbul’a geliyorlar, benimle gelmiyor ikna edemedim” diye anlatıyor adını vermek istemeyen köylüsü... Bölük pörçük konuşan Mehmet’in söylediklerini anlamak, birleştirmek mümkün değil... “Çoluk çocuğun var mı memlekette” diye sorunca “Memlekette çoluk çocuk var mı araştırırız, önce kendi sağlığımız” diyor. Hemşehrisi Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliği’ndeki Atatürk evinde güvenlik sorumlusu olarak çalıştığını, sonra ruh sağlığının bozulduğunu, eşinden ayrıldığını ve ortadan kaybolduğunu anlatıyor. “Ne güzel işin varmış” deyince “Evet öyledir, işlerimiz iyidir” diyor Mehmet sırtını dikleştirerek... “Dönersin artık Yozgat’a’ deyince dudak büküyor, “Belli olmaz...”

Sıcağa smaç...

Geçen hafta “durun, şimdi benim zamanım” diye hüküm sürdü kar... Yurdun pek çok yerinde olduğu gibi İstanbul da teslim oldu bu koca beyazlığa... Koca şehrin bütün imkanlarına, teknolojiye rağmen kar örttü herşeyin üstünü...
Okullar tatil edildi, insanlar işlerine giderken perişan oldular, kimi de hiç gidemedi...

Akşam olup da evine ulaşanların bir kısmı şükretti sıcak bir yuvaları olup karınları doyduğu için. Bazıları ise bunun ne büyük bir nimet olduğunu zaten hiç farkedemedi.

Dedik ya; kar her şeyin üstünü örttü. Evlerin de evsizlerin de... Günler öncesinden uyarılar yapılmış olsa da hazırlık yapacak durumları olmayan mekansızların da.
Onlar köşe başlarında, sokak aralarında, bankamatik civarlarında hemen her gün karşılaştığımız ama tanımadıklarımızdı.

Onların evleri, bizim öylesine koşturduğumuz, yürüyüp geçtiğimiz yollar, merdiven altları, adına barınak denen ama barınılmayacak durumdaki yerlerdi.

Gece ayaza kesince insanın iliklerini donduran havada sonsuz bir uykuya kalmamaları için Büyükşehir Belediyesi onları bir
mekana topladı... Birkaç günlüğüne de olsa yataklarda uyudular, sıcak yemek yediler.

Bir yerde aniden kesilen hayat hikayeleriyle yüzlerce evsiz bir spor salonunda buluştu.

Genci de vardı aralarında, yaşlısı da... Kadını da çocuğu da... Ve o spor salonunu ziyaret edenler tribünden hiç unutamayacakları bir saha görüntüsünü kaydettiler hafızalarına... Yan yana dizili yataklarda kayıp insanların, kayıp hayatları seriliydi.

Güneş çıkınca unutulacaklar

Geçici barındırma merkezinden sorumlu Büyükşehir Belediyesi Acil Yardım ve Cankurtarma Müdürü Doktor Mehmet Yıldırım amaçlarının insanları donmaktan kurtarmak olduğunu söylüyor;

“Donma ölüme götüren acil bir sağlık problemi. Bizim buna doktor kimliğimizle müdahale etmemiz gerekiyor. Yaptığımız şey bu. Ambulans ekiplerimiz 112 numarasından aldığı ihbara göre olay yerine gidiyor, değerlendiriyorlar. Hastaneye mi gitmesi gerekiyor, sadece donma riski mi var diye. Hastalığı yoksa buraya getiriyoruz. Önce banyo yaptırıyoruz, yeni kıyafetler veriyoruz içeriye yatırıyoruz. Güvenliklerini yemeklerini ve birinci derece dediğimiz sağlık hizmetlerini karşılayıp ilaçlarını temin ediyoruz. Yani iç çamaşırından, sigarasına, yemeklerinden ilaçlarına kadar her şeyi. Ama donma riski olanlara, o risk ortadan kalktığında bu hizmet sona erecek...”
Onun da şikayetçi olduğu noktalar var,

“Bu bile suistimal edilmeye kalkılıyor. İnsan bu işi severek yapmasa yarım saat bile yapılacak bir iş değil aslında...”
Doktor Yıldırım gelmeyi reddedenler, sokakta kalmak isteyenler olduğunu anlatıyor;

“Genellikle antisosyal insanlar. Bir evde, insanlarla birarada yaşamayı istemeyen sokakta yaşamaya alışmış kişiler bunlar. Mesela geçen sene de burada olan bir evsizi Kayışdağı Darülacezeye yerleştirdik. Son derece rahat bir yer orası. ‘Biraderimi ziyaret edeceğim’ diye kaçmış. Şimdi yine donmak üzereyken getirdiler buraya...”

Sözünü ettiği kişi İsmail Deliorman gülümseyerek dinliyor doktoru, “Oraya gitmek istemiyorum, sokakta bıraktığım yerden devam edeceğim” diyor. “Nerede bırakmıştınız” diyorum, “Başladığım yerde” diyor gülerek. Belli ki hayatında anlatılacak çok şey var ama şimdilik bunu istemiyor. Ne bacağını nasıl kaybettiğini söylüyor, ne de ailesini. “Bir zamanlar ailem vardı” diyor sadece.

Biz gittiğimiz ana kadar geçici barındırma merkezine kayıtlı sayısı 186 idi. Bunlardan 29’u belediyenin sağladığı imkanlarla memleketine gönderildi. 7’si Darülaceze’ye yatırılırken 10 kayıp kişi de ailesine teslim edildi. Çeşitli suçlardan aranan 3 kişi de emniyet güçlerine teslim edilmiş.


Çöp kutusuyla kavga edenler


Büyük bir kısmı kendinden geçmiş vaziyette yatıyor. Bir kısmı sürekli olarak yürürken, çöp tenekesiyle kavga edenleri bile var.

Koca dayağından kaçanlar da gelmiş

Saha içinde erkekler kalıyor. Bayanlara üst katta bir oda ayrılmış. Aralarında kocasının dayaklarından bıkıp çocuklarını bırakıp buraya sığınanlar da var, sokakta kendinden geçmiş vaziyetteyken alınıp getirilen de.

Kadınların sayısı az. Ama birbirleriyle pek geçinemiyorlar, biri sürekli ağlıyor. Adının Ayşe olduğunu kolları ve bacaklarının tutmadığını, çocuklarını babasına bıraktığını söylüyor. Bir Bostancı’da, bir Silivri’de oturduğunu anlatıyor. Gözleri hep bir noktada takılı sanki kaybettikleri oradaymışçasına.

Arif amca Florya Menekşe’de bir barakada yaşıyormuş. 35 senedir İstanbul’da. “Bir bacım var. İçki içtiğim için almıyorlar. Lokantalar yemeğimi, içkimi veriyor. 65 yaşındayım 13 yaşından beri içiyorum...” Yanıbaşından bir ses geliyor. “Allah razı olsun burada bize iyi bakıyorlar, sokağa dönünce de çaresine bakarız.”

Dönüşümlü olarak 30 kişilik ekiple sağlıktan, yiyeceğe, güvenliğe kalabalık bir kadro çalışıyor Soğuk Hava Mağdurlarını Barındırma Merkezi’nde. Fatma teyze geçen sene de görevliymiş burada. “Günde dört öğün yemeklerini veriyoruz. Sürekli çayları da var. 250 kişiye kepçe sallıyorum her gün. Geçen sene gelenler de var yine. Bayanların sorunlarını çözmeye çalışıyorum ben de anneyim anlıyorum onları”...

Dışarıda güneş eriyen karın üzerinden yansıyor. Hava düzelmeye başlayınca spor salonunda zaman zaman yankılanan evsizlerin naraları yerini yine top oynayan gençlerin sesine bırakacak. Yanıbaşlarından geçerken çoğu zaman farketmediğimiz ya da gördüğümüzde bir an önce uzaklaşmak istediğimiz kayıp mekanlarını dolduracaklar. Son bir kez bakıyorum sıra sıra dizili yataklara salondan çıkarken.

“Bu gece nasıl uyuyacağım”
diye düşünerek...

Kadın evini cinler bastı


ANTALYA'nın Sanayi Mahallesi'ndeki Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne ait Kadın Sığınma Evi'nde kalanlar, ‘Evi cinler bastı’ diyerek polisi alarma geçirdi. Kadınların, bir haftadır perdelerin kendiliğinden oynadığını, yatakların altında kağıtların tutuştuğunu iddia edip sık sık '155 Polis İmdat'ı aramasıyla birkaç kez olay yerine gelen ve bir şey bulamayan ekipler, önceki gece saat 24.00'te aynanın yere düşüp kırılmasıyla yine geldiler. Polis, paniğin yaşandığı evdeki aramada hiçbir şey bulamadı.

Danimarkalı erkekler eşlerinden sürekli dayak yemekten şikayetçi

‘Erkekler Danışma Bürosu’nda görevli sosyal danışman Knud Jorgensen eşinden dayak yediği için kendilerine başvuran erkeklerin sayılarının son yıllarda arttığını söyledi. Son zamanlarda eşi tarafından dövülen 20 erkeğe yardımcı olmaya çalıştığını belirten Knud Jorgensen ‘Danimarka’da henüz erkeklerin dövülmesiyle ilgili geniş bir araştırma yapılmış değil. Baba Derneği tarafından yapılan araştırma dar kapsamlı. Eşi tarafından dövülen ya da başka şekilde şiddet olayına maruz kalan erkek sayısı aslında çok fazla ancak erkekler bunu başkalarıyla konuşmaktan utanıyorlar' dedi.

Odense Üniversitesi profesörlerinden Hans Bonde de Danimarkalı kadınların en az erkekler kadar hızlı ve dayakçı olduğunu belirterek ‘Ben kadınların erkekler kadar şiddetli vurduklarına eminim. Ne zaman bir tartışma olsa kadın hakları ön plana çıkar. Erkeklerin eşitlik hakları ise hiç tartışılmıyor. Bu erkekler nereye gidebilir? Erkekler için bir sığınma evi bile yok. Bir yerde eşinden dayak yediğini anlatsa komik duruma düşer. Kadınlar dövüldükleri zaman ‘zavallı kadın' oluyorlar, erkekler dövüldükleri zaman ‘bir kadını bile idare edemeyen' damgası yiyorlar. Bu sorun toplumun sorunudur' dedi.

Kırık karneler için sığınma evi

Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, çocukların bu ülkenin yarınları olduğunu belirterek, “Onları karnelerindeki kırık not sebebiyle intihar etmiş olarak görmek istemiyoruz” dedi.

Büyükşehir Belediyesi Çocuk Meclisi üyeleri sömestre tatili süresince üzerinde çalıştıkları “Karne Sendrom Hattı”nın bir değerlendirmesini yaptılar.

Başkan Gürtuna, toplantıda yaptığı konuşmada 5 çocuğun karnelerindeki kırık dolayısıyla intihar ettiğini hatırlatarak, “Bu durum eğitim sistemimiz açısından, hepimiz için fazlasıyla üzücü ve dünüşdürücüdür” dedi.

Çocuk Meclisi Genel Sekreteri Mevlana İdri de, intiharı planlayan ve kendilerini arayan iki çocuğu bu düşüncelerinden vazgeçirdiklerini belirterek, “Rakamlar çocukları öldürmesin, diyoruz. Bütün rakamların toplamı bile bu dünyadan çekip giden bir canı geri getiremez” şeklinde konuştu. Mevlana İdris, Kırık Karne Hattı’nın yaz döneminde 24 saat görev yapacağını, ayrıca bir kırık karne sığınma evi kurmayı planladıklarını kaydetti. Çocuk Meclisi üyeleri adına konuşan Ensar Albayrak da, en son suçlunun çocuklar olduğunu, ama önce onların cezalandırıldığını ve bu yanlışın düzeltilmesini istedi. Konuşmalardan sonra Çocuk Meclisi üyeleri çeşitli gösteriler yaptılar. Üzerinde “Yetersiz okul”, “Yanlış Eğitim” gibi sloganlar yazan balonları patlatan çocuklar, Başkan Gürtuna’ya da kendilerine verdiği
destek dolayısıyla çiçek takdim ettiler. Ayrıca, Emir Behram Zengin isimli bir çocuk, toplantı boyunca karnesindeki kırık dolayısıyla intihar eden Sina Keçelioğlu isimli çocuğun resmini taşıdı

Kartal’a kadın sığınma evi

Anadolu Yakası’nda hizmet verecek olan kadın sığınma evi, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun katıldığı bir törenle dün açıldı. Projesi Kartal Kaymakamlığı tarafından hazırlanan Muhtaç Kadınlara Yardım Evi Dünya Bankası’ndan sağlanan ödenekle yapıldı. Toplam 90 bin YTL’ye mal olan kadın evi 25 kişilik kapasiteye sahip. Evde şu anda 4 çocuk ve 8 kadın barınıyor. Kadın evinin yerinin deşifre olmaması için açılış töreni Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde yapıldı. Törende bir konuşma yapan Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, kadına yönelik şiddetin kadınların sorumluluklarını yerine getirmesini engellediğini söyledi. Sosyal hizmetlerin önem taşıyan amaçlarından birinin de insan haklarını güvence altına almak olduğunu kaydeden Bakan Çubukçu, kadının ilerlemesinin, güçlendirilmesinin ve şiddetten korunmasının bir insan hakları konusu olduğunu belirtti.

Eşimden sürekli işkence görüyorum

ben evli olduğum 20 yıl boyunca eşinden sürekli dayak yiyip, işkence gören bir kadınım. Bu 20 yıl hayatımın zindan olduğu dönemdir. Ve artık çocuklarım büyüdü, o canavar kocama katlanmak zorunda değilim. Onların hatırı için, sırf onlara bir kötülük yapmasın diye bugüne kadar ses çıkarmadım. Şimdi artık evden ayrılmak istiyorum. Nereye gideceğimi bilemiyorum. Belki bir evde temizlik işlerine bakarsam bana yatacak bir yer verirler. Her şeye razıyım. Yetek ki bu canavardan kurtulayım. Bu adamdan kurtulamazsam, elimden bir kaza çıkacak. Ama nereye gideceğimi bilmiyorum. Bana bir akıl verir misiniz?


Çektiklerini çok iyi anlıyorum. Dünyada beni, karılarına dayak atan aciz erkekler kadar öfkelendiren bir konu daha olamaz ama, yine de bir yerden sonra sana ‘‘Dur bakalım, o kadar uzun boylu değil’’ demek geldi içimden. Hayvanlar da dahil, hiçbir canlının diğer bir canlının hayatına son vermeye hakkı olmadığını düşünüyorum. Kocan ne kadar kötü olursa olsun, hiçbir neden sana kocanı öldürme hakkı veremez... Kocan dayak atıyorsa, bunca yıl bekleyeceğine çocuklarını alıp bir akrabanın yanına sığınsaydın. Daha önce de çocuklara bir bakıcı bulup çalışabilirdin. Bugün ülkemizde de Kadın Dayanışma Vakfı'na bağlı olarak destek veren İstanbul, Ankara ve hatta Antalya, Mersin, İzmir, Diyarbakır gibi büyük şehirlerde de bulunan Kadın Sığınma Evleri, Kadın Konukevleri dışında, devlete ait, İl Sosyal Hizmetler Müdürlükleri vasıtasıyla ulaşılabilecek konukevleri de bulunuyor. Bunu sana yazarken, bir yandan da senin gibi korkulu bir yaşam süren, çaresizlik içinde kocalarının şiddetine maruz kalan kadınlara da duyuruda bulunmak istiyorum.


Şiddet karşısında kalan kadının boyun eğmeyip, destek alabileceği, kendisine kucak açabilecek yerlere başvurabileceğini hatırlatmak istedim. Bu konuda bilgi almak isteyenlerin

Kadın Dayanışma Vakfı'nın İstanbul 0 212 248 16 80 ya da

Ankara: 0 312 309 04 84 numaralı telefonlardan bilgi alabilirler

Kadınlar 5 dayaktan sonra yardım istiyor
Ailesi tarafından ihmal edilen kadınların daha fazla şiddete uğradığı ve bu kadınların yüzde 58'inin bir kurumdan yardım isteyinceye kadar en az 5 kez dayak yediği iddia edildi.


Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü.) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esra Saatçi, ''Kızgınlık, öfke, kin, nefret, düşmanlık gibi duygu durumlarının etkinlik kazandığı saldırganlık biçimi'' olarak tanımlanan şiddetin, yaşadığımız 21. Yüzyıl'a rağmen hale gündemdeki yerini koruduğuna dikkati çekti.

Saatçi, Türkiye'de çeşitli üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarınca şiddete yönelik yapılan araştırmaların farklı sonuçlar vermekle birlikte ortak yönlerinin, şiddetin boyutlarını gözler önüne serdiğini belirtti. Saatçi, şöyle konuştu:

''Eşlerinden dayak yiyen kadınlarda, aileleri tarafından ihmal edilme öyküsüne 2 kat daha fazla rastlanıyor. Dayak yiyen kadının, kocasını tamamen terketmeden önce deflalarca terketme girişiminde bulunduğu, bu kadınların yüzde 95'inin en azından bir kere evini terkettiği tespit edilmiştir.

ABD'de, dayak yiyen kadınların yüzde 62'sinin arkadaşları ya da yakınlarına, yüzde 53'ünün ilk olarak polise, yüzde 40'ının sosyal kurumlara, geri kalanın da mahkemelere başvurmasına rağmen, Türkiye'dekadınların yüzde 58'inin ise herhangi bir kurumdan yardım isteyinceye kadar beş kezden fazla dayak yediği bilinmektedir.''


Saatçi, araştırmaların şiddete uğrayan kadının çözüm yolu arama yerine sakinleştirici ve ağrı kesici ilaçlara başvurduğunu gösterdiğini, bunların ise tepkiyi azaltarak kadını şiddete daha açık hale getirdiğinin belirlendiğini anlattı.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Saatçi, ''Bir nesnenin ya da kişinin zayıflığının kötüye kullanılması ve bu davranışın bilerek ya da bilmeyerek sürdürülmesi'' olarak tanımlanan istismarın fiziksel şiddetin yanı sıra duygusal ve cinsel yönlerden de yapılabildiğini belirtti.

Genç kadınların genelde fiziksel, duygusal ve cinsel şiddete maruzkalmalarına rağmen, yaşlılarda ekonomik istismarın daha fazla olduğunuifade eden Saatçi, ''Bu şiddet türü kişinin parasını yönetmek, şahsa ait paraya el koymak ya da kazanç sağlanmasına izin vermemek şeklinde görülebiliyor'' dedi.

Saatçi, Türkiye'de toplumsal cinsiyet rollerinde kadınlara iyi eş,iyi anne, erkeklere çekici görünen, zihinsel olarak bağımlı, uysal kadın olmaları, erkeklere ise etkin, mantıklı, kendine güvenen, saldırgan davranışlar sergileyen bireyler olmalarının öğretildiğini, şiddetin temelinde de bu toplumsal rollerin etkisi bulunduğunu anlattı.

Saatçi, şunları kaydeti:

''Şiddetle başa çıkılmasında sosyal destek kurumlarının işlevi büyüktür, oysa Türkiye'de bu kurumların sayısı oldukça sınırlı. Türkiye'nin 4. büyük kenti Adana'da da tek bir sığınma evi dahi bulunmuyor. Öncelikle mağdurun korunması için sığınma evleri, çeşitli ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için sosyal hizmetler ve hukuksal yardım, rehabilitasyon çalışmalarının sürdürülebileceği kurumlar artırılmalı.''

Cehalet aileyi bölüyor

Fiziksel, cinsel, duygusal istismara uğrayan yardıma muhtaç kadınların, varsa çocukları ile birlikte geçici süre ihtiyaçlarının karşılanarak, psikososyal ve ekonomik sorunların çözümlenmelerine yardımcı olmak amacıyla kurulan kadın sığınma evlerine talebin beklenenin üstünde olduğu belirtildi.
 

Antalya'da 1991 yılında açılan kadın sığınma evine geçen 3 yıl zarfında 69 kadının müracaat ettiğini belirten sosyal hizmet uzmanı Yusuf Erdemir, kuruluşa kabul edilen kadınların çoğunluğunun eşler arası geçimsizlik ya da eşi tarafından evden kovulan kadınlardan oluştuğunu belirtti. Erdemir, anne-baba baskısıyla zorla evlendirilme ve gayri meşru doğum neticesinde, ait olduğu çevreye tekrar dönememe gibi sebeplerle müracaat edildiğini söyledi.

Aile içi geçimsizliklerin başında, eğitimsizliğin ilk sırada yer aldığını belirten Erdemir, daha sonra aile içi geçimsizliğe neden olan ana sebepleri şu şekilde sıraladı:

"Eşlerin eğitim seviyelerinin düşük olması, kocanın işsiz olması sebebiyle ekonomik yetersizlikten kaynaklananlar, aile eğitiminden ve terbiyesinden yoksun büyüme, kadının dayanacak bir kimsesi olmaması ve erkek tarafından eziyet edilmesi, kadın ve erkekte ahlak ve moral değerlerle dini duyguların zayıf olması.

Kadın sığınma evlerine daha çok ilkokul mezunu kadınların müracaat ettiğine dikkat çeken Yusuf Erdemir, kurumda kalan kadınların yeme, içme, temizlik gibi giderlerinin Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından karşılandığını yine burada kalanların sağlık giderlerinin de kurum tarafından karşılandığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kadın sığınma evleri kuruluş amacında da belirtildiği gibi kadınların uzun süreli barındıkları bir yer değildir. Buraya gelen kadınların problemleri çözüme kavuşuncaya kadar kalmaları sağlanırken aynı zamanda ailenin bölünmemesi için çaba harcanır ya da kadının kendi problemini çözümleyebilmesi için kendisine meslek elemanları tarafından bilgi ve becerisini artırıcı kurslar verilir."

  Kadın sığınma evleri telefon adresleri hakkinda aciklamalar Kadın sığınma evleri telefon adresleri konusunda bilgiler.
Anahtar Kelimeler:kadın sığınma evleri telefon adresleri, kadın sığınma evleri telefon ve adresleri

 NLP,nlp Practitioner, nlp eğitimi

Bir yorum

Cevapla

  
 
3+2 İşleminin Sonucu    
Yukarı Çık