|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
 |
Danışmanlık |
|
|
DANIŞMANLIK, KİŞİSEL GELİŞİM, EĞİTİM, İNSAN KAYNAKLARI
DANIŞMANLIK FELSEFESİ
Genel yol öğrencilerimin içinde bulundukları danışmanlık sürecine karşılık verme şeklindeydi. Karşılıklarım genelde iki türde olurdu: (1) durumlar hakkında nasıl düşünüleceği ve (2) durumlarla ilgili olarak ne yapılacağı. Son karşılık tipi danışan ve danışmanın içinde bulunduğu özel duruma bağlı olarak öylesine değişiyordu ki sanki belirgin bir genellenebilirliği yoktu. Ama ilk karşılık tipi, yani durumlar hakkında nasıl düşünüleceği, genellenilebilir görünüyordu; öğrenciler bu tür karşılıkları not almaya başlıyor ve birbirleriyle paylaşıyorlardı. Şaka yollu onları "Carnevale'in bilgelik incileri" olarak adlandırmaya başladık. Dönem uygulamasının sonunda sık sık öğrenciler üzeri bu "incilerle" dolu, fikirlerin özünü yakalayan ama onları ilginç ve komik bir hale getiren gülünç çizimlerin eklendiği mizahi kartlar yaparlardı. Alan uygulaması dersimde bu neredeyse bir gelenek haline geldi ve onlan "hatıra günleri" için saklamaya başladım.
Bu kartlar biriktikçe "incilerimi" yeni bir şekilde, daha düzenli bir halde görmeye başladım. Öğrencilerin tuttuğu notlan merak ettim ve bana göstermelerini istedim. Notlarını benimle paylaşmaktan hoşnut kaldılar. Onların hepsini biraraya koyup cilt gibi bir şekil vermemi ve öğrencilerin alımına sunmamı istediler. Notları düzenleyip biraraya koyacak kadar ileri gittim, ama daha fazlasını yapmak istemedim. Birçok öğrenci notlarıyla ne yaptığımı görmek istedi; onlardan hoşlanmış-lardı; ve onlan basmam konusunda ısrar ettiler. Ben de öyle yaptım. Sonra meslekdaşlanm bu notların alan çalışması dersimin dışına taşan bir çekiminin olduğunu söylediler ve onlan yayımlamam konusunda beni sıkıştırdılar.
DANIŞMANLIK FELSEFESİ
Bakış Açıları
Danışmanlık inandıklarını unutmuş oldukları bir inanç sistemine dayalı olarak
yaşamlarını nasıl yarattıklarının farkına varmalarında insanlara yardım etmektir.
Bu unutulmuş inanç sisteminin önemli kısımları şunlardır: (1) kendilerini tanımlama yolları, (2) dünyayı (insanları) tanımlama yolları ve (3) (yaratmış oldukları) bu iki gerçekliğin en iyi nasıl ele alınacağı hakkında yaptıkları çıkarımlar. Şu andaki tüm ilişkiler,
yaşamın ilk yıllarında yapıldığına inandığım bu eski tanımlamalara dayalıdır. Tıpkı eski mitolojinin Prokrustes1 yanı gibi, şu anki tüm ilişkiler bu ilk tanım ve çıkarımlara uydurulurlar. Bu yüzden, insanların yaşamlarını kendi mitolojilerine dayalı olarak sürdürdüklerini sık sık söylerim. Günlük yaşamlarını kendi yaratmış oldukları bu mitlere uydurmaya çalışırlar. Mitler artık uymaz hale geldiğinde zorlanırlar ve mitlerine uyması için gerçeği o denli bozmak zorunda kalırlar ki yaşamları işlevsizleşir ya da çok acı çekerler. Danışmanlık bu mitleri farkındalığa ya da bilince geri getirmede, onları 1 Yunan mitolojisinde Poseidon'un oğlu olduğu söylenilen Prokrustes adlı dev haydut yatak işkencesi ile ünlüdür. Prokrustes, yakaladığı yolcuları önce soyar, sonra da onları kimseye uymayacak boyutlardaki demir bir yatağa zincirlerle bağlayarak yatağın boyuna uymaları için vücutlarını çekip uzatır ya da bacaklarını kesip kısaltırdı. Sonu Tanrılar tarafından aynı yolla cezalandırılarak ölmek oldu. Yazar bunu katı kurallara zorlayarak uydurmayı anlatmak için kullanıyor.
Danışmanlık Felsefesi
Danışanın size verdiği tüm malzemeyi eleyip düzenleyecek süzgeçleriniz
olmalı. Gerektiğini Yeni danışmanların çoğu ilk danışanlarının fazla konuşmayacağından ve üzerinde çalışacak bir şeyleri olmayacağından korkarlar. Bu arada bir olur, ama fazla değil. Çok daha yaygın olan sorun, konuşan ve size içinde boğulacağınız kadar çok veri veren danışandır. Kişi iletişim kurmazlık edemez. Danışan sürekli bilgi gönderir. Danışmanın en büyük sorunu bütün bunlarla ne yapacağını bulma-, sidir. Bunu daima öğrencilerime söylerim, ama -birkaç danışan görene kadar, bana asla inanmazlar.
Danışanların çoğuyla ele alınacak pek çok malzeme vardır, ilk I sorun neyin görmezlikten gelineceğine ve atılacağına karar vermektir. İkinci sorun tutacağınız malzemeyi düzenlemektir. Üçüncü sorun düzenlediklerinizle ne yapacağınıza karar vermek olur. Dördüncü sorun ise yapmayı umut ettiğiniz şeyi gerçekleştirmektir. Sonrası kolaydır.
Birinci ve ikinci sorunlar yalnızca, danışanınızı görüp duymanızı sağlacak bir kişilik ve danışmanlık kuramınız olduğunda çözülebilir. Bu kuramları bana buğdayı saman çöpünden ayırmamda yardımcı olan süzgeç sistemleri olarak düşünüyorum. Bana gelen o kadar çok bilgi vardır ki hepsini alabilmem mümkün değildir. Bu yüzden gözlerimin ve kulaklarımın önüne süzgeçler koyar ve süzgeci geçemeyen şeyleri büyük ölçüde bir kenara bırakırım. İnsanlar ve danışmanlık hakkındaki inançlarım ilişkisiz konulan ayırmama yardım eder ve enerjimi bana bir danışman olarak anlamlı geldiğine ve İnsanların yaşam sorunlarını çözmemelerinin nedeni yeterince akıllı olmamaları değil, yanlış veriyle çalışıyor olmalarıdır.
Çoğu kez danışmanlıkta işler görüldüğü gibi değildir. Danışanlar doğruyu göstermektense onu gizleyecek şekilde davranmanın türlü yollarını bulmuşlardır. Bunu bilindışı olarak yaparlar, çünkü bir yerde, gerçek doğruyla birlikte yaşamanın kendileri, diğer kişiler ya da her ikisi için de çok zor olduğuna inanırlar. Freud danışanlardaki bu olgunun farkına varmış ve bu gizleme davranışına savunma mekanizmaları adını vermiştir. Danışman savunma mekanizmalarının kullanımına karşı sürekli uyanık olmalı, onlar tarafından yanlış yöne sürüklenmekten kaçınmalı ve danışanlara onlarla birlikte yaşamayı bırakmada yardımcı olmalıdır. Danışan daha dürüst bir şekilde gerçek dünya ile yaşamaya başlamadan yaşamı daha etkin bir şekilde ele alamaz. Ancak danışanlar gerçeği bilinçli bir şekilde değiştirip çarpıtmazlar. Kendilerini de gerçekten en az çevresindekiler kadar -hatta belki onlardan daha fazla, kandırırlar. Ve danışman bu savunma mekanizmalarını tanıma ve onları aşma sorumluluğundadır. Böyle yapması danışmanı danışanın arkadaş ve komşularından daha farklı bir yardımcı haline getirir. Eğitimsiz olan yardımcı ortada görünenle uğraşmaya çalışır. Bu yeterli olmadığında, eğitimli danışman bilinçdışı doğruyu duyarak ve görerek yardım edebilen, bunu danışanın farkındalığına taşıyan ve ona daha büyük bir doğruyu daha dürüstçe ele alma fırsatını veren kişidir.Danışanlar da dahil, birçok insan "Mutlu olmak için biraz daha fazla gayret etseydim, mutlu olurdum." diye düşünür. İşler böyle yürümez. Birine neşelenmesini söylemek hiç bir zaman onun kendini neşeli hissetmesine yardımcı olmamıştır. İnsanlara kendilerini aşağılamayı bırakmalarını söylemek hiç bir zaman onların kendilerini kötü hissetmesini azaltmamıştır. "Peanuts" adlı karikatürdeki Lucy'nin terapisi yalnızca bir şakadır. Gerçek yaşamda bu tip bir terapi gülünecek bir şey değildir.
Gerçek danışanlar ender olarak birlikte çalışılması kolay olan danışanlardır. Önemli bozuklukları olmasaydı, zaten danışan olmazlardı.
Danışmanlık eğitimi programlarının çoğunda, öğrenci danışmanlar danışmanlık becerilerini geliştirme yolundaki ilk çabalarına genellikle sınıf arkadaşlarıyla çalışmakla başlar. Sınıf arkadaşları genellikle "iyi" danışanlar olmaya çalışır. İşbirliği yaparlar, hoşturlar, öğrenci-danışmana üzerinde çalışabileceği bir şey vermeye çalışırlar. Rol icabı danışan normal olarak açıktır. Bunlar danışmanın terapi çabalarını bozguna uğratmak için ender olarak bilinç-dışı savunma mekanizmalarına başvurur, çünkü çok ender olarak gerçek yaşam biçimi hataları vardır. Tersine, çok açık bir şekilde terapi sürecinde onlara yardımcı olmaya çalışırlar. Öğrenci-danışman becerilerini kullanmayı denerken bu rol icabı danışandan hemen hoşlanabilir. Danışman olmak ne hoştur.
Ama gerçek danışanlar danışan olmuştur, çünkü insanlarla ilişkilerinde bir yanlışlık vardır. Dirençlidirler; sıklıkla sabotaja baş vururlar. Savunma mekanizmaları ilk korunma hatlarıdır. Danışmanlığın başında, birçok danışanla, pek çok bakımdan rol gereği danışanlık yapan sınıf arkadaşlarını andıran bir balayı dönemi yaşanır. Ama balayı bittikten sonra iş başlar. Bu yüzden danışanınız birlikte çalışılması kolay olmayı bıraktığında hayal kırıklığına uğramayın ya da şaşırmayın. Danışanların sorunları kolay olsaydı, onları size gelmeden önce çözmüş olurlardı. Danışanlar danışandır, çünkü sorunları zordur. İnsan ilişkilerinde yaptıkları hatayı sizinleyken de yapacaklardır. Bunu yaptıklarında, onu terapi amacıyla kullanmaya hazır olun. Ama bu kolay olmayacak...
Durumda 5 ya da 10 derecelik bir değişim önemli olabilir.
Oysa 180 derecelik bir değişim büyük olasılıkla yapaydır ve kalıcı olmaz.
Terapiyle kazanılan değişimin aslında danışanın yaşayış biçiminde bir değişim olduğuna, bu yüzden yaşam biçimindeki değişimin çok büyük olmayacağına inanıyorum. Ama bu olağandır; 5 ya da 10 derecelik bir değişim yeterli olacaktır. Dünyaya paspaslık yapmış biri terapi sayesinde herhalde karizmatik bir önder haline dönüşmeyecektir. Ama danışan nasıl "hayır" deneceğini bilen hoş bir kimse olabilir. Saldırgan, kırıcı biri herhalde herkesin dostu durumuna gelmeyecektir. Ama danışan çevresinde bulunulabilecek ateşli, kendine güvenli bir birey olabilir. Daima karşısındakinin zayıf noktasını bulup, onu kendi çıkan için sömüren bir danışan iyilik perisi olmayacaktır. Ancak kendi hakları içinde kaldığında daha az tehdit hissedebilen ve çevresi için analiz gücünü sorunları başarıyla çözmede kullanabilen bir kimse haline gelebilir.
Yaşam biçimini tanıdıktan ve onun sorunlarına nasıl katkıda bulunduğunu gördükten sonra çoğu danışan, bunda genelde 180 derecelik bir değişim ümit etmeye başlar. Sessiz kişi parti gülü, zorba olan büyük arabulucu, şuh kadın beyin kişi olmayı umar. Danışman bu büyüklükte değişimin gerçek olmadığını ve kalıcı olmayacağını görmesinde danışana yardım etmelidir. Biçimlerimizi bütünüyle değiştiremeyiz. Ama değiştirmek zorunda değiliz. Beş ya da 10 derecelik bir değişim yeterli olabilir.
Belli bir bağlam içinde tüm davranışların anlamı ve amacı vardır. Hiçbir şey bir kazara değildir. Davranış daima bir şeyi başarmaya yöneliktir. Freud bunu 100 yıl önce söylemiştir ve bu hala o zamanki kadar önemli bir gerçektir. Danışanınıza bulmasında yardım edilecek önemli verilerden biri günlük yaşamdaki bilinçdışı niyetleridir. Görünüşte delice olan bir davranışı nasıl anlamlandırabilirsiniz?
Örnek: Bir zamanlar, emlak komisyoncusu olan bir danışanım vardı. Güney Kaliforniya'da 1970lerin ortasındaydık. Emlak inanılmaz bir hızla değer kazanıyordu. Elinden gelen herkes emlağa yatırım yapıyor ve çok iyi kazanç sağlıyordu. Danışanım haricinde. O tüm müşterileri için para kazanıyor, ama kendine gelince kötü iş görüyordu. Bu çok anlamsızdı. İşini biliyordu, ama kendi parasıyla aptalca hatalar yapıyor, çok az kar ediyor -hatta bazen para kaybediyordu. İyi bir nedenle kötü çalışmakta olduğunu varsaydım. Aslında kazara olan birşey için, kötü çalışma işini fazla iyi yapıyordu. Biraz inceleme ortaya çıkardı ki karısını çok sevdiğini ve böyle bir karısı olduğu için çok şanslı olduğunu söylemesine karşın, aslında ona epey içerliyordu. Karısının bütün yaşamına hükmettiğini ve "daima haklı" olduğunu düşünüyordu. Onunla yaptığı hiç bir tartışmayı kazanamazdı, ama karısı ona karşı çok iyiydi, ona içerlediği için suçluluk duyuyordu. Ancak bütün bu pırıltılı zırhın altında karısının bir kusuru vardı -parayı seviyordu. Kocasının mali başarısını seviyor ve onun "zorlukla kazandığı geliri" harcamaktan gerçekten hoşlanıyordu. Karısını yenmek için para kaybederek onu bu zevkten mahrum etmekten daha iyi bir yol olabilir miydi? İşte yapmakta olduğu tam olarak buydu. Evlilik danışmanlığında onları görmeye başladıktan hemen sonra, evlilik sorunlarıyla başa çıkmanın daha uygun yollarını bulmaya başladı, "delice" hatalar yapmayı bıraktı ve kazancı aynı oranda arttı. Hataları hata değildi. Gizli niyeti için mükemmel davranışlardı.
Savunma mekanizmaları seçilir ve korunur, çünkü çok işe yararlar.
Ne zaman danışanların dikkatini sık sık kullandıkları konuşma biçimlerine ya da ellerini tutuşlan, birçok kerelerde gözlerini devirişleri gibi bedensel davranış biçimlerine çekecek olsam, çoğunlukla 'Yalnızca bir alışkanlık, bunu yıllardır yaparım, "-demeye eğilim gösterir, konuyu bırakır ve daha önemli şeylere geçmek isterler. Hiç bir zaman danışan bir şeyi alışkanlık olarak adlandırdı diye konuyu bırakmam. Ona katılırım. Kuşkusuz bir alışkanlıktır! Ama alışkanlıklar alışkanlık olur, çünkü bazı şeyleri çok iyi başarırlar. Bu alışkanlığın neyi başardığını bulmak isterim. Kaçınılmaz olan, bir alışkanlığın danışan için ne yaptığını belirleyebilmemizdir ve genelde bu, kişinin yaşam biçiminin önemli bir yanıdır.
Şimdi anlıyorum ki pek çok özgün davranış biçimi insana ailelerden, hatta kültürlerden geçer. İlk bakışta alışkanlığın, birinin konuşma aksanını ya da yürüyüş şeklini almak gibi, yalnızca yakınlık dolayısıyla edinildiği varsayılabilir. Ama ben yalnızca özgün davranışın değil, bu özgün davranış ya da alışkanlığın aile ya da kültür tarafından geliştirilmiş kullanımının da, -genelde bilinçdışı bir anlayış düzeyinde alındığını varsayarım. Alışkanlığın kullanımını belirlemek pek çok kereler danışmanlık sürecinde önemli bir bilgidir. Yalnızca bir alışkanlık diye konuyu bırakmayın.
Freud insanların başa çıkabilecekleri bir gerçeklik yaratmak için, bilinçdışı olarak, savunma mekanizmaları geliştirdiklerini kabul etmiştir. İnsanlar, onlara göre yaşamaları gerektiğine inandıkları mitlere uyması için gerçeği inkar eder ya da çarpıtırlar. Freud'un haklı olduğuna kesinlikle inanıyorum. Danışmanlık ya da terapideki önemli görevlerden birinin bu savunma mekanizmalarım açığa çıkarmak ve danışana gerçeği daha gerçekçi ve işlevsel bir şekilde ele almasında yardım etmek olduğuna inanıyorum. Ama danışanlar iyi korunurlar. İnkar ve çarpıtmalarına gerçekten inanırlar; kendilerine özgü bir şekilde geliştirmiş oldukları gerçeği inkar ve çarpıtmaları anlamlıdır ve gerçekten işlerine yarar. İnkar ve çarpıtmaları çok iyi çalıştığı için arkadaşları ve sevdikleri danışanın kendisine yardım etmesini sağlayamamışlardır. Savunma mekanizmaları çalışır, çünkü danışanın acı, korku ya da kızgınlıktan kaçınmasına yardım ederler. Kaçınma, davranışı koruyan pekiştireçtir. Bu savunma davranışlarını kırmak gerçekten çok zor, ama -eğer danışmanlık başarıya ulaşacaksa, kesinlikle zorunlu bir iştir.
Gebeliğin dışında ya hep ya hiç yoktur.
Danışanların çoğu, yaşamlarının bir bölümü ya hep ya hiç du-rumundaymış gibi yaşar görünür.
"Geçimli değilsem, insanlar beni sevmezler." "İnsanlara karşı iyi olursam, beni kullanırlar." "İnsanların aldatılmaya davet çıkardıklarını düşünüyorum." "Kadınlar..." "Erkekler..."
"Ona ya güvenirim ya da güvenemem." "...yapmadıkça, kabul görmem."
Ne zaman bir danışanda bu mutlak inançlardan biriyle karşı-laşsam, onların hatalı bir inanç sisteminin önemli parçası olduğunu ve bu inanç sisteminden gelen davranışların daima, hatalı olan bir ilişki sisteminin önemli bir kısmını oluşturduğunu görmüşümdür. İnancın mutlak, ya hep ya hiççi olan yanı genelde danışan tarafından unutulur ve hatalı inancın etkisi ender olarak ilişki güçlüğünü artırıyor gibi görülür. Ama ya hep ya hiççi düşünceye karşı koyma ve onu gerçeğe uyması için değiştirme danışana davranış ve ilişki- . lerini değiştirmesi için hareket alanı sağlar.
Danışanlarda bu tipten birçok ya hep ya hiç noktalan vardır. Bunlar daima "hasta" noktalardır. Bunlara karşı koymazlıkk etmeyin ve daima bir şekilde onları hatalı ilişkilere bağlantılayın. Bu yaşamlarında düzelmenin başlangıcı olabilir.
Sosyal hizmet önemlidir, ama danışmanlık değildir.
Danışmanlık ve sosyal hizmet süreçleri arasında çok kuvvetli bir ayırım yaparım. Her ikisi de önemlidir. Sosyal hizmet çalışanına, gerçekten, adil ve doğru olmayan bir çevrenin sonucu olarak ortaya çıkan eşitsizlik ve sorunları düzeltmek üzere "sistemi" nasıl daha iyi çalıştıracağı konusunda danışana yardım etmesi için gereksinim duyarız. Dürüstsüzlüğün kurbanı olanlar kendilerine karşı kullanılmakta olan dürüst olmayan davranışı durdurmak için yardıma gereksinim duyarlar. Yiyecek, barınak ve korunma yollarını bulma gibi tüm alanlar sosyal hizmet çalışanlarının son derece iyi karşılayabildiği bireyin gerek duyduğu hizmet türüdür.
Ancak danışmanlığa baş vuranlar tamamen farklı türde bir yardıma gerek duyar. Onlar, yaşamlarındaki bozukluğun kendilerine ait olan kısmını nasıl yarattıklarını bulmada yardıma gereksinim duyarlar. Danışmanlığa baş vuranlar, terapi sorunları olduğuna inandığım, biliçdışı hedef ve niyetlerini ortaya çıkarmada yardıma gereksinim duyarlar. Bu nedenle şu eski klişeyi geliştirmişizdir: "Sorununu yalnızca sen çözümler ya da çözebilirsin." Danışmanlığın rolünü danışana iş bulmada ya da bütçe tutmayı öğrenmede yardım olarak görmüyorum. Danışmanlığın rolü, daha işin başında tüm bu becerileri öğrenmekten kendisini nasıl alıkoymuş olduğunu ortaya çıkarmada danışana yardım etmektir.
Danışmanlık DOĞRULUK İŞİDİR... ve doğruluğun bulunması zordur.
Danışmanlık genellikle, yaşamlarındaki acıyla insanların yar dun için geldiği son yerdir. Danışmanı görmeden önce, onlar arkadaşlarıyla, eşleriyle, din adamlarıyla sorunları hakkında konuşmuşlardır. Ve konuşmuş olmaları gerekir. Bir kere, bu insanlar zamanlan için para almazlar -ve önce bedava yolu denemek çok makuldür, İnsanların bazı sorunları için bu arkadaş ya da din adamları gerçekten de yardımcı olabilir. Kuşkusuz, ilkin bu yardım kaynaklan kullanılmalıdır. Danışanın önce bu kaynakları denememiş olması için delirmiş olması gerekir ve ben deli insanlarla çalışmam. Bu yüzden, birini danışan olarak ilk görüşümde, benden önce pek çok insanı zaten denemiş olduğunu varsayarım. Ve yine varsayarım ki eğer bu insanlar yardımcı olamamışsa, bunun nedeni onların iyi sorun çözücü olmamaları değildir. Onların ya yanlış sorunlar üzerinde çalış-tıklarını, ya sorunu yanlış veriyle çözmeye çalıştıklarını ya da her ikisinin birden geçerli olduğunu varsayarım. Arkadaş ya da yakınların yapmadığı, benim yaptığım; danışanın yaşamında bilinçdışı yanlar aramamdır. Savunma mekanizmaları, inkarlar, çarpıtmalar, yansıtmalar ve bastırmalar ararım. Danışanın yaşamında böylesine önemli rol oynayan gizli gerçekler aranm. Bilirim ki bu gerçekler gizlidir, danışan acı veren bu sorunları çözümleyememiş ya da çözememiştir. Bir konunun doğru değişkenlerini bulduğumuzda, ya da doğru konuyu bulduğumuzda, danışan genellikle çözümlenmesi ya da çözülmesi gerekenleri çözümleyebilir ya da çözebilir ve yaşamını daha doyurucu bir şekilde sürdürebilir. Ama bu doğrular aşikar değildir. Bu doğruların bulunması zordur.
Danışanlar ender olarak çaresizdir.Başarmanın garip yollarını geliştirmişlerdir.
Alan uygulamasını denetleyen biri olarak yapmam gereken en zor işlerden biri öğrenci-danışmanlara danışanlarına acıma ya da onları içinde bulundukları zor durumdan kurtarmayı isteme tuzağından kaçınmayı öğretmektir. Danışman, ızdırap ya da acı içinde çaresiz görünen -ve bu ızdırabın ve acının son derece gerçek olduğu, danışanlarına acımamakta zorluk çekecektir. Burada anahtar nokta şudur: çaresiz değildirler. Tam tersine, büyük olasılıkla başarılı olmaktadırlar! Başarılıdırlar çünkü, zaman içindeki herhangi bir noktada, insanlar dünyaya nasıl karşılık vereceklerini seçerler. Bunlar bilinçdışı varsayımlara dayanan, büyük ölçüde bilinçdışı seçimlerdir, ancak yine de seçimdirler. Bazı durumların çaresiz kurbanı olmak danışanların uzun süredir yaptıkları bir seçimdir. Danışanlar çaresiz olmayı seçtiklerinin ayırdında değildirler ve danışmanlığa başladığımızda ben de çaresiz olmayı seçme nedenlerini bilmem. Ama danışmanlık süreci içinde danışanlarla birlikte öyle seçmekte olduklarını ve bu seçimin altında yatan nedenleri anlayacağımızı varsayarım. Danışanlara üzülmektense, öğrencilerimin meraklı olmalarını; danışanların sorunlarına çözüm bulmaktan kaçınmayı nasıl becerdikleri hakkında, danışanların benlik-kavramı ve içinde yaşadıkları koşullar üzerindeki düşünceleri hakkında ve yaşamlarını sürdürecekleri yeni seçenekler hakkında meraklı olmalarını isterim.
Bu merak danışan tarafından sıcak ve sevecen bir insan olmanın bir uzantısı olarak yaşantılanmalıdır. Danışmanlık öğrencilerinin
Danışan sizinle fikir birliğindeyse, bu haklı olduğunuz anlamına gelmez;
danışan sizinle fikir birliğinde değilse, bu haksız olduğunuz anlamına gelmez.
Danışmanlığın ilk sürecininin önemli kısmının danışanın bi-linçdışı süreçlerini ve güdülenmesini ortaya çıkarmak olduğuna inandığımdan, danışanın bilinçli kabul ya da reddini benim ilk varsayım ya da sezgilerimin geçerliğini gösteren en iyi göstergeler olarak görmem. Bir de, kendi görüşleri ne olursa olsun, bazı danışanların yetkili kişilerle uyuşma eğilimleri vardır. Bazıları da ne olursa olsun, uyuşmamaya kararlıdır. Her iki durumda da, danışanın danışmanla fikir birliğinde oluşu ya da olmayışı, bir kenara atılmasa da, benim için birçok başka kişiye taşıyabileceği gibi bir anlam taşımaz.
Ancak, danışman için can alıcı nokta danışanla tartışmamaktır -danışan bir daha gelmeyerek tartışmayı kolayca kazanabilir. Aynı zamanda, tartışmaya girdiğinizde danışanınızın suçluluğuna katkıda bulunursunuz ki bu konuya bir başka bölümde değineceğim.
Bir danışan hakkında hissettikleriniz ya da ona verdiğiniz karşılık
büyük olasılıkla onun istemiş olduğu şeydir.
Bu doğruluk anlaşılması ve kabulü en önemli, ama bir o kadar da zor konulardan biridir. Yıllardan beri öğrencilere dünyayı nasıl algıladıkları ve ona nasıl karşılık verdiklerinin kendi sorunları olduğunu düşünmeleri öğretilmiştir. Bir kişisel etkileşimin en az yüzde 50si kendi sorumluluklarıdır. Verdikleri karşılıkları kendileri seçer ve yaratırlar. Ve bu doğrudur. Ancak danışmanlık ilişkisi çok özel bir ilişkidir ve bazı özel kurallar geçerlidir. Danışmanın görev ve sorumlulukları diğer ilişkilerden farklıdır, bu yüzden danışman ilişkiye olabildiğince "boş ekran" olarak girmelidir. Kendi bakışını savunmak ya da öne sürmek yerine danışman ilkin yansız karmayı amaçlamalı ve danışanın kendine etkide bulunmasına izin vermelidir. Benim ilk mesleki tavır tanımım budur. Danışana gönderdiğimi bildiğim mesajlarda yansız olmaya çalışırım; "yabancı" ya da uzak kalmaksızın kendi hakkımda olabildiğince az şey ortaya koymaya çalışırım. Danışanın yeni bir durumu karşılama tarzını ortaya çıkarmak için bilinçli çaba harcar ve antenlerimi onun yaptıklarına ve benden almayı umduklarına çeviririm. Danışanın benden almaya çalışıyor göründüğü şeylerden geliştirilecek ve bana onu tanıtacak önemli ipuçları vardır. Örneğin, eğer kendimi danışan için üzülüyor buluyorsam, bu büyük olasılıkla danışan insanların kendisi için üzülmesine, ona yardım etmesine ya da ondan fazla bir şey beklememesine, vb. çalıştığı içindir.
Balayı eğlence kısmıdır, daha sonra iş başlar. Birçok danışanla danışmanlığa başladığınızda bir balayı dönemi yaşanır. Özgün, yakın bir ilişkiye doğru yürümek hoş olabilir. Ama bir kez halayının -ki fazla uzun sürmemelidir, ötesine geçtiğinizde, iş, mücadele ve olumsuz "şeyler" başlar. İşte danışmanlık ilişkisinin bu kısmı en uzun sürenidir. Danışman danışmanlık zamanının çoğunu böyle geçirir. Danışanlar kendileri ve yaşamları hakkında iyi hissetmeye başlayınca, birlikte geçirilen zaman hemen hemen dolmuştur. Onlar için işler yolunda gittiğinde danışanlar danışmanlığa gelmeyi sürdürmezler. Paralarını harcayacak daha iyi yolları vardır.
Sonuç şudur ki danışmanlığın başında ve sonunda yaşanan kısa dönemler hoştur. Bunlar büyük olasılıkla, ilişkinin toplam % 20'sinden azını oluşturur. Eğer insanların sizden hoşlanmasını sağlamak yaşam biçiminizin önemli bir yanıysa, çok yüksek bir olasılıkla iyi bir danışman olmak sizin harcınız değildir. Danışmanlığın büyük bir kısmını oluşturan kızgınlık, korku ve hüzündür, güneş ışığı ve güller değil.
Danışmanlar çok erken çok şey yaparak değil, çok geç çok az şey yaparak daha fazla danışan kaybederler. Öğrenci-danışmanlar bir yerlerden, danışanların danışmanlığa başlamaya "hazır" olmaları gerektiği ve onlar hazır olmadan önce İLİŞKİ kurma amacıyla danışmanla birlikte bir zaman geçirmeleri gerektiği gibi bir fikir edinmişlerdir. Ve bu yüzden, danışanın "hazır" olmasını bekleyerek duyarlı konulardan kaçımldığı ve arkadaşça olunduğu birçok "birbirini tanıma" oturumları geçirirler. Alan çalışmasını denetleyen biri olarak benim deneyimim odur ki danışan iki ya da üç oturuma geldikten ve danışmanla komşu ya da arkadaşlarıyla birlikte yaptıklarını bitirdikten sonra bir daha gelmez. Eğer danışmanla birlikte olmak arkadaşlarla konuşmaktan farklı görünmüyorsa danışan arkadaşlarıyla konuşmaya geri döner. Arkadaşlarla buluşmak genellikle daha rahattır ve arkadaşlar büyük olasılıkla kahve ikram ederler. Keşke öğrenci-danışmanların gelecek kerede danışmanlığa başlamayı düşündüğü ancak bu zamanın hiç gelmediği her sefer için bir para kesseydim. Danışan gelmeyi bırakmıştır çünkü hiç birşey olmamıştır.
Öyle görünmektedir ki koridorlarda, eğer hemen danışmanlığa başlanırsa, danışanın korkup kaçacağı ve bir daha asla gelmeyeceği -danışanın "çok fazla" şeyle başa çıkamayacağı ve onun çok nazik bir Şekilde ele alınması gerektiği yolunda bir inanç dolanmaktadır. Bu doğru değildir! Danışanlar çok ender olarak danışmanlık başa çıkılamayacak kadar zor olduğu için korkar ve kaçar. Bir kere, öğrenci danışmanlar ilk birkaç oturumda gerçekten duyarlı konulara doğru ilerleyebilecek kadar iyi danışman değildirler. Danışanların izii verdiklerinin ötesine geçecek kadar becerikli değildirler. Daha önce başka bir yerde söylediğim gibi, danışanlar danışan olmakta danışmanların danışman olmalarından daha iyidirler. Benim deneyimim j öğrenci-danışmam ileri taşıyanın daha çok danışan olduğa yolundadır. Eğer danışmanlık sürecinde hemen ilerlemeye hazır olmayan biri varsa, o büyük bir olasılıkla öğrenci-danışmandır.
Danışmanlık ilişkisinin kendine özgü bir dizi izni taşıyan kendine özgü
bir dizi parametresi vardır.Danışmanlık ilişkisi düşünebildiğim diğer tüm ilişkilerden farklıdır. Onun bu benzersizliği hem danışan hem de danışman için kendine özgü bir dizi parametreyi, kendine özgü bir dizi izni birlikte getirir. İlişki başladığında danışan ender olarak bu parametrelerin bilinçli olarak farkındadır. Genellikle tümdengelimsel değil, tümevarımsal; genellikle ders vererek değil, örnekle danışman bunları öğretme sorumluluğundadır. Aşağıdakiler, yukarıda sözü edilen kendine özgü parametrelerin örnekleridir:
1. Danışmanlık resmi, mesleki, "usule uygun" ilişkinin yakın, çok kişisel ilişkiyle bir araya geldiği değişik bir birleşimdir. Danışanın mesleki bilginin özenli, neredeyse arkadaşça görülen bir sorumlulukla kullanılmasını bekleme hakkı vardır. Ama bu gerçekten arkadaşlık değildir. Bana göre arkadaşlık bazı önemli temellerde eşit olanların ilişkisidir. Danışmanlıkta tarafları bir araya getiren alanda eşitlik yoktur. Danışman daha fazla güç ve denetim konumunda olmalı; danışan bu farkı teslim etmeli; ve yine de bu güç dağılımdaki fark ilişkinin gerektirdiği yakınlığa engel oluşturmamalıdır.
2. Çoğu yakın ilişkide tarafların kendilerini açığa vurmaları arasında bir denge vardır. Açılan malzemenin genelde hem geçmiş hem de şimdiki kısmı vardır. Danışmanlık ilişkisinde bu denge yoktur. Farklı danışmanlar farklı miktarlarda kendilerini açığa vurma kullanır, ama bunun danışanınkiyle ( eşit olduğunu hiç görmedim. Benim için kendini açığa vurma genelde danışmanlık oturumundaki burada-şimdi sınırlıdır.
3. Biraz farklı olmakla birlikte yukarıdakiyle ilişkili bir koni da odaktır. Çoğu yakın ilişkide ilgi odağı da kendini dengeler. Sahne ortasının dağılımında taraflar arasında hemen hemen bir eşitlik vardır. Danışmanlıkta böyle değildir. İlişki vardır çünkü danışan yardıma gereksinim duyar. O zaman odak noktası danışan olmalıdır. Bu kendini eşitlemeye başladığında, ilişki sona ermek üzeredir -danışmanlık artık zorunlu olmaktan çıkmıştır.
4. Yakın ilişkiler genelde her iki tarafa da eşit derecede yarar sağlar. Bunun danışmanlıkta öyle olmadığını sanıyorum. Kuşkusuz danışman da para, basan duygusu, kendi insanlık duygusu açısından ilişkiden yarar sağlar. Ama ilişki vardır çünkü danışan iyi yaşamamaktadır. Yaşamında kesinlikle bir şeyler yanlıştır ve danışmanlığa bunu iyileştirmek için gelir. Eğer danışman terapi yardımına gereksinim duyuyorsa, profesyonel yardım aramalıdır. Terapi türünden fayda danışana aittir.
Danışmanlık ilişkisinin kendine özgünlüğü* danışan ve danışman için bazı çok özel izinler de taşır:
1. Danışman ilişkinin daha çok başında -çoğunlukla ilk, kesinlikle ikinci oturumda, özel konular hakkında kişisel sorular sorabilir.
2. Danışman danışanı normalinde kaçınacağı konular hakkında konuşmaya yönlendirebilir.
3. Danışman, birçok konuşmada olduğu gibi, diyalogun "kendi yarısını" sürdürmeye gerek duymaz.
4. Danışman danışan tarafından sorulabilecek doğrudan soruları cevaplamayı ya da cevaplamamayı seçebilir. Danışmanın bu etmen üzerinde çoğu ilişkide olduğundan daha fazla denetimi vardır.
Danışman kibar davranışa ya da terbiyeli tutuma gerek duymaz. Danışanı zorlama, ısrar etme, hoş olmayan ama doğmaz. Danışanı zorlama, ısrar etme, hoş olmayan doğru şeyler söyleme, "hikaye anlatmasını" durdurma, bahane ve akla uygun hale getirmelerini kesip atma, haksız olarak "durumu kurtarmasına" izin vermeme, sözünü kesme gibi doğruyla başa çıkmak için -ne gerekiyorsa onu yapma doğruyla başa çıkmak için sorumluluğundadır. Danışmanın danışanı taciz etme izni olduğunu söylemiyorum, ama danışmanın normal bir sosyal konuşmada uygun olmayan şeyleri yapma özgürlüğü vardır.
Danışmanlıktaki tüm sorunlar ilişki sorunlarıdır. Nokta!
Öğrenci-danışman için son derece yararlı bir yol hemen danı şanı ilişki açısından dinlemeye başlamak olacaktır. Danışan ne hakkında konuşmaya başlarsa başlasın, danışman bunun önünde sonunda diğer insanlarla ilişki konusuna geleceğini bilmelidir. Danışana yönelttiğim sorular, açıklamalar ya da yorumlarla diyalogu yapabildiğim kadar çabuk bu yöne taşımaya çalışırım. Bu, tartışmayı hemen çok önemli olduğuna inandığım "Ben," "O," "Onlar" ve "Bu nedenle," konularına odaklaştırmaya yardım eder. Yani ilişkiler danışmanlık "malzemesidir." Herşey bu süzgeçten geçirilerek duyulmalıdır.
Tüm ilişki sorunları ya güçle ya da yakınlıkla ilintilidir.
Bu kitabın başka bağlamlarında tüm terapi sorunlarının ilişki sorunları olduğunu söylemiştim, şimdi de tüm ilişki sorunlarının ya güçle ya da yakınlıkla ilintili olduğunu söylüyorum. Aslında söylediğim tüm terapi sorunlarının güç ya da yakınlıkla bağlantılı olduğudur. Bunun için gerçeği biraz esnetmem gerekir, ama fazla değil. Danışanlarımı (1) güç, yeterlik, değer ya da öz-saygı duyguları ya da (2) sevme ya da savunmasız olma becerisi ile ilişkili konularla uğraşır buldum. Bu iki değişken herhalde ilişkilidir. Aynı madalyonun iki yüzü de olabilirler. Ama danışanımın önüme yığdığı verileri anlamaya çalışırken bu ikisini farklı konular gibi ele almayı daha kolay buluyorum.
Bazı okurlar yaptığımın insan davranışının temelinin ne olduğu tartışmasında Freud ve Adler'e katılmak olduğunu anlamışlardır. Adler tüm insan davranışının kişinin çevreyle başa çıkmada başarı ve güç duygusu kazanma gereksiniminden kaynaklandığına inanmıştı. Freud ise tüm insan davranışının yaşam ve cinsellik arzusundan kaynaklandığına inanmıştı. Her ikisinin de haklı olduğunu düşünüyorum. Ve bu iki etmen gerçekten de insan davranışının temellerini oluşturuyorsa, tüm terapi sorunlarını bunlarla ilişkili görmek kolaydır. Bu yüzden doğal olarak, danışanlarımı dinler ve onların söylediği şeyleri düzenlerken bu iki "süzgeç sistemini" kullanırım.
DERLEYEN...EMRE ŞEN (KESFETKENDİNİ EDİTÖRÜ)
İletişim:bilgi@kesfetkendini.com
İZMİR'DEKİ KİŞİSEL GELİŞİM KURSLARI- KİŞİSEL GELİŞİM KURSLARI VE
SEMİNERLER İÇİN AYRINTILI BİLGİ:
www.sayginnlp.com – www.cemalkondu.com-
www.sinavkocu.com – www.kesfetkendini.com |
|
|
Bilgi : Bu girdi 2/10/2009 5:33:46 PM tarihinde eklendi ve daha önce 436 kez okundu. |
|
|
Anahtar Kelimeler:: Danışmanlık, danışmanlık hizmetleri, danışmanlık firmaları, danışmanlık şirketi, danışmanlık, kariyer danışmanlık, danışmanlık eğitim, yönetim danışmanlığı, insan kaynakları danışmanlık, yönetim danışmanlık, danışmanlık İzmir, iletişim danışmanlık, danışmanlık Ankara, istanbul danışmanlık, danışman, danısmanlık, eğitim ve danışmanlık, danişmanlik, insan kaynakları, danismanlik, yazılım, eğitim,
danışmanlığı, psikolog, Psikoloji, çocuk psikolojisi, insan psikolojisi, sosyal psikoloji, psikoloji portalı, psikoloji dersi, psikoloji kitapları, kadın psikolojisi, cocuk psikolojisi, çocuk psikoloji, psikoloji yazıları, psikoloji merkezi, psikiyatri, psikolojik danışmanlık, rehberlik, kişisel gelişim,
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
| Bu konuyla ilgili henüz bir yorum yapılmamış. |
Saş üst köşede bulunan kullanıcı girişi bölümü aracılığıyla giriş yaptıktan sonra siz de konuyla ilgili olarak yorum yapabilirsiniz. Eğer üye değilseniz üye olarak kullanıcı girişi yapabilirsiniz.
|
|
|
|
|
|
|