|
|
 |
 |
Heyecan Ve Hedefler |
|
|
Psikiyatr: Evet, sanırım sorununuzun çözümünü biliyorum. Kendinizi daha istekli hissetmelisiniz; daha etkin ve girişken olmanız gerekiyor. İşinize dört elle sarılmalısınız. Bu arada, ne tür bir iş yapıyorsunuz?
Hasta: Mezar kazıcısıyım!
Yukarıdakinin bir şaka olduğunu ve pek ciddiye alınmaması gerektiğini fark ettiğinizden eminim. Her şeyin bir sınırı var kuşkusuz. Ancak pek az şeyi, güvence içinde aşırı noktalara taşıyabilirsiniz.
Yine de, Ralph Waldo Emerson şöyle demişti: "Hiçbir büyük iş, hevessiz başarılamamıştır." Aslında ben, bu kadar kesinlik gösteren, geniş kapsamlı ifadeleri genelde kabul etme eğiliminde olmamakla birlikte, bunu ediyorum. Bu ifadenin bir istisnası olduğunu bilmiyorum ve açıkça söyleyeyim ki, var olduğunu da sanmam. "Hiçbir büyük iş hevessiz başarılamamıştır", bazı yeterli ve hayli iyi işler belki, ama büyük olanları asla.
� Hiçbir insan büyük bir işi, üzerinde hevesle çalışmaksızın başaramamıştır. Hiç sanmıyorum ki, bir bina veya köprü ya da dikkat çekici bir başarı, heves olmaksızın gerçekleştirilmiş olsun. Hiçbir birey, kendini vermeksizin büyük bir bilgi birikimine ulaşamamıştır. Tüm başarılı satıcıların ortak noktalan, ürünlerine karşı duydukları coşkudur.
Bir hüner geliştirmek, herhangi bir dalda işinin ehli olmak, değerli bir şey yaratmak � tüm bunlar için insanda heves olması gerekir. Kuşkusuz hepimiz, büyük şeylerin yaratılmasına aracı olacak kadar şanslı olamadığımız için, bu konuda niçin bu kadar yırtındığıma şaşıyor olabilirsiniz. Şunun için; daha sıradan işlerde bile heves, bir şeyin ve de her şeyin daha kolayca başarılabümesini sağlar. Eski filozoflardan Terence şunu demişti: "Kolay olan hiçbir şey yoktur ve zorluğu oluşturan, onu isteksizce yapmaktır."
Bir makale yazmayı hiç denediniz mi? Eğer onu zahmetli bir iş gibi görür ve isteksizce yaklaşırsanız, ne kadar zorlanacağınızı belirtmeme gerek yok. Ama ona biraz heves katabilseydiniz, yazdığınız makale sadece daha iyi olmakla kalmaz, sizin çalışmanız da sırf bir iş olarak görülmekten çıkardı. Hatta onu yaparken zevk bile alabilirdiniz.
Mektup yazmaktan nefret eden biriyseniz, bunu salt yapılması gereken bir iş olarak görmekten vazgeçin; işe biraz hevesle başlayın, bir süre sonra mektup yazmayı özler hale geleceksiniz.
Bir önceki bölümde, başkalarına ilgi duymanın önemini vurguladım ve ayrıca, böyle bir girişimi ileri bir tarihte gerçekleştirmeyi düşünmenin de size pek faydası olmayacağım belirttim. Buna şimdi başlayın, yoksa hiç başlamayacaksınız. Şimdi başlamak için ilginizin uyanması gerekir ve bunun tek yolu da heves duymaktan geçer. Bu kitapta, insanlara en çok yardımı dokunacak iki kelimeyi seçmem gerekseydi, bu iki kelime "hevesli ilgi" olurdu. Uyuşuk bir ilgi ile, hiç ilgi duymamak birbirine çok yakındır.
Burada bütün söylemek istediğim şu: İçinizde başkalarına yönelik bir coşku ve heves yoksa, gerçek bir ilgi duymanız da mümkün olamaz. Ben, pek çok kişinin arkadaşlığını, onlann işlerine ya da sorunlarına heves yüklü bir ilgi göstererek kazandım. Yine tekrar olacak ama, sizinle konuşan insanları iyi dinleyin diyorum; ve bu konu tekrarlanmaya değer önemdedir. Wilson Mizner şunu demişti: "İyi bir dinleyici yalnızca her yerde popüler olmakla kalmaz, bir süre sonra bazı şeyleri de bilir hale gelir!"
Sadece "Elinizden Geleni "mi Yapıyorsunuz?
İnsanın günlük yaşamındaki amacı -kendisi için koyduğu hedefler- hevesiyle yakından ilgilidir. Heves konusunda söylenmiş veya söylenebilecek her şey, genelde amaçlar konusunda da doğrudur.
Ben ne psikolog, ne de psikiyatr olduğumdan, heves ve amaçlar üzerinde bilimsel açıklamalara girişecek değilim. Bununla birlikte, bu konuda vurgulamak istediğim kesin inancım, bu olguların zihinden kaynaklandıkları ve kendi kendilerini kontrol edebildikleridir.
Benim gibi sizlerin de fark ettiğinden emin olduğum nokta, insanı teşvik eden bir amaç olmaksızın büyük bir başarıya ulaşılamayacağıdır. Burada sorun, pek çok insanın kendileri için belirledikleri hedeflerin, bu kişilerin gizli yetenekleriyle uyuşmamasında-dır. Bazılanysa, hedef falan belirlemezler. Bir de, "neredeyse başaracak" olanlar var ki bunlar da, basan için ellerinden geleni yaptıklarına kendilerini inandırmış olanlardır.
Bu, "elimden geleni yaptım" mazeretinin, eskiden beri kullanılagelmekte olan beceriksizce bir özür olduğu kanısındayım. Çoğu zaman herkese verilen bir örnek nasihat şudur: "Sen elinden gelenin en iyisini yaptın, gerisine aldırma." Belki bazı hallerde bu böyledir, ama çoğu hallerde değil; böyle bir davranışın oluşturduğu zihinsel barikatı aşılı geçmek, zamanla daha da zor bir hal alır.
Sürekli olarak, elinizden geleni yaptığınıza inanıp o barikatları oluşturmak yerine, niçin bunları kırıp geçmiyor ve hedefinizi, kendinize sınır kabul ettiğiniz noktanın biraz daha ötesine taşımıyorsunuz? Bunu yapabileceğinize inanın, muhtemelen yapacaksınız!
Çelişmeler çoğu zaman umutsuzluğa neden olurlar. Bırakın artık yapamam, edemem, olamaz, olmayacak vs. demeyi; böylece, hedeflerin .bazılarına ulaşacaksınız. Sizlere, yapamam, edemem türünden şeyleri bırakmanızı söylerken, ahlaki bir gevşeklik ya da kuralara karşı itaatsiz olmayı öneriyor değilim. Benim vurgulamak istediğim nokta, pek çok kişinin basan kazanamayışına, kısa görüşlü olması, kolaya kaçması ve şunu ya da bunu "yapamam" şeklindeki tutumunun neden olduğudur.
Her Şeyle Başa Çıkabilirsiniz
Karşınıza çıkan herhangi bir durum ya da sorunla kolayca başedebilmeniz ne harika olurdu, değil mi? Evet, bunu yapabilirsiniz! Kendinizi buna içtenlikle inandınrsanız, çok daha mutlu biri olacaksınız. Tabii ki öyle. Karşılaştığınız her şeyle başa çıkabilirsiniz. J.A. Hadfield; "Genel deneyim, bizlerden büyük şeyler beklendiğinde, bu meydan okumayı korkusuzca kabul eder ve gücümüzü de güvenle kullanırsak, her zorluk ve tehlikenin onunla başetmek için gerekli gücü de yanında getirdiğini öğretir," diyor.
Eminim, olağanüstü durumlarda insanların birdenbire insanüstü güçlere kavuştukları konusundaki öyküleri duymuşsunuzdur. O insanlar, altında sıkışıp kalan sevdiklerini kurtarmak için otomobilleri kaldırır ya da, yapmaya "zorunlu" oldukları için pek çok akıl almaz işi başarırlar. Bu öykülerin bazıları uydurma olsa bile, pek çoğu tümüyle doğrudur. Bazen koşullar sizi bir duvara çarpırverir ve her şey kaybedilmiş gibi görünür - ama belki de bu, başınıza gelebilecek en iyi şeydir.
İnsan, bir şeyler yapmasının zorunlu olduğu anlarda, genellikle bunu yapar; ama bedenen, ama zihnen... Bu bana, müteveffa, mizahçı Sam Levenson'ın anlattığı bir öyküyü anımsatıyor:
Fakir bir aile yıllardan beri tek kızlarım evlendirmeye uğraşıyormuş. Sonunda çok zengin bir genç adam, kızla ilgilenmiş.
Kızın harika bir aşçı olan annesi, hedefi gözünden vurmak için genç^adam ve ailesini bir akşam yemeğine davet eder. Kuşkusuz konuklar, yemeği kızın pişirdiğini sanacaklardır. Anne, bütçesini de zorlayarak, besili bir hindi ve gerekli tüm öte beriyi satın alır. Hayvanı pişirirken de bütün hünerini ortaya döker.
Derken, o önemli akşam gelip çatar ve sıra hindiye gelir. Evin kızı tepsideki nar gibi hindiyi mutfaktan içeriye taşırken, kabinin gümbürtüsü neredeyse salondan duyulacak haldedir.
Kız tam mutfaktan çıkmış gelirken, topuğunun takılmasıyla birlikte hindi tepsiden fırlar ve tüm odayı boydan boya geçerek bir köşeye yuvarlanır. Sessizlik bir bomba gibi patlamıştır sanki. Kızın annesi, tüm planlan mahvolduğunu gördüğü anda, tıpkı hindi gibi köşeye sıkışmıştır.
Kadın, bir an, sanki Tanrı'dan yardım istermişçesine tavana diker gözlerini. Sonra, herhalde yardım gelmiş olmalı ki, birden yüzü aydınlanır ve afallamış durumdaki kızma, "Sorun değil, hayatım," der, "bu hindiyi mutfağa götür de öbürünü getiriver!"
Benzer bir durum (yani köşeye sıkışma hali) fark yıl kadar önce benim de başıma geldi. O tarihlerde bir erkek yardımcımla birlikte, bellek konusunda eğitici gösteriler yapmaktaydım. İşi onunla aramızda paylaşmıştık; sahnedeyken bir yarıyı o, daha zor olan öteki yarıyı da ben hatırlıyordum. Derken, ortağım başka bir işe geçti ve beq zor duruma düştüm; çünkü yerine getirmem gereken anlaşmalar vardı ve ortağım gitmişti. Benimle ilgili organizasyonları düzenleyen büroyu arayarak, yapılan anlaşmaları yerine getirmemin olanaksız olduğunu ilettim. Bürodan birisi bana, artık çok geç olduğunu, yerime başka birini koyamayacaklarını ve devam etmem gerektiğini bildirdi.
Müşkül bir durumdaydım. İşi tek başına götüremeyeceğimi düşünüyordum; hatırlamam gereken tüm o şeyler bir kişi için çok fazlaydı. Ayrıca, gösterinin fiziksel performans yanı da, bir kişinin başa çıkamayacağı kadar zordu. O sırada bir büro görevlisi, bu gösteri iki kişilik olduğuna göre, niçin eşim Renee'nin yardımına başvurmadığımı sordu.
İyi de, Renee profesyonel bir model olmasına karşın, daha önce dinleyiciler önünde hiç konuşmamıştı. Ancak, başka çarem kalmadığından, türlü diller dökerek onu kandırmaya çalıştım ve sonunda, sırf anlaşmalarımın gereği yerine gelsin diye, yardıma olmayı kabul etti.
İlk dinleyicilerin önüne çıktığımızda, ikimiz de korku içindeydik. Karım, tek söz bile edebileceğini sanmazken ben, tüm o şeyleri hatırlayıp, bu arada izleyicileri eğlendirebileceğimden de hiç emin değildim. Ne şarkı söyleyebilir, ne de kuş taklidi yapabilirdim; kısaca, bir felaket bekliyordum.
Koşullar bizi bir köşeye sıkıştırmıştı, ama bu zor durum kendi gücünü de yanında getirdi, Programımız, o zamana kadar olanlardan çok daha iyi geçti. İzleyicilerin, hatırlama gösterisi için karşılarında iki kişi yerine bir kişi görmeleri ve bu kişinin de tüm o hatırlama işinin tek başına üstesinden gelmesi son derece etkili olmuştu. Renee ise bu başarıya, birinci sınıf bir gösteri için eksik olan bir şeyi, pırıltıyı ekledi ve böylece turumuza devam ettik.
Benim zorunluluk sonucu başıma gelen bu iş, "yap ya da öl" denilen türdendi ve benim için çok iyi olmuştu. Bu olaydan sonra eşim ve ben, tüm ülkeyi dolaşarak gösteriler sergiledik. Bellek konusunda çok satan kitaplar yazma onuruna eriştim. Bugün, yüksek ücretler karşılığı konuşmalar yapan ve bellek konusunda seminerler düzenleyen biriyim. Her ulusal televizyonda gösteriye çıktım -yurtiçi ve yurtdışında. Eğer şartlar, bende var olduğunu fark etmediğim yeteneklerimi kullanmam için beni zorlamasaydı, bunların hiçbiri olmayacaktı.
Bunları söylerken, olayları manipüle ederek, kendinizi köşeye sıkıştıracak durumlar yaratmanızı öneriyor değilim. Benim demek istediğim, heves, amaç ve girişimin de aynı sonuçları doğuracağıdır. Bu üç unsur, köşeye sıkışmış olmanın doğuracağı gücü size sağlayacaktır; üstelik, umutsuzca bir yenilgi beklentisine kendinizi kaptırmaksızm. Yaşamımızın büyük bir bölümü, bir tür "köşeye sıkışmalardan", yani şu ya da bu şekilde çözülmeleri gereken sorunlardan oluşur. Tamam o halde, heves ve amaçlılık alışkanlığım bir kez kazandığınızda, sorunları çok daha hızlı ve kolay bir şekilde çözeceksiniz; neredeyse ortada bir sorununuzun olduğunu bile fark etmeksizin.
Bir kez bu alışkanlığı edindiğinizde, artık sorunlarınız konusunda üzülüp sıkılmaktan vazgeçin; bunun yerine, her zorluğun üstesinden gelebileceğinize inanın; çoğu zaman gerçekten de başaracaksınız bunu.
DERLEYEN...MURAT KÜDEN(KESFETKENDİNİ EDİTÖRÜ)
İletişim:bilgi@kesfetkendini.com
|
|
|
Bilgi : Bu girdi 03.02.2010 04:47:07 tarihinde eklendi ve daha önce kez okundu. |
|
|
kişisel gelişim,bireysel başarı,eğitim,kişisel başarı,bireysel gelişim, |
|
|