|
|
 |
 |
Önyargı |
|
|
Önyargı: inanmak istediğinize inanmak;İnsanın, düşünebilmeyi başarmadan çok önceleri duygularının bir kurbanı olduğunu fark etmek çok önemlidir kuşkusuz. Öfke, sinirlilik, haz ve korku türünden bu duygular, kolayca ve tümüyle silinip atılamayacak kadar derinlere yerleşmiştir. Ama sizin yine de, duygularınızla değil, aklınızla düşünmeye gayret etmeniz gerekiyor. Duygular, etki altında kalmamıza neden olur, alışkanlıkların ve önyargıların tutsakları olmamıza yol açarlar. Birçok bakımdan, hepimiz önyargılıyız ve böyle olmamız, kaçınılmaz bir şekilde düşüncelerimizi saptırmakta, belli kalıplara sokmaktadır.
Önyargı, birini veya bir şeyi önceden aleyhine olarak yargılama demektir. Günümüzde bu terim, çoğu zaman 'hoşgörüsüzlükle eşanlamda kullanılmakta, hoşgörüsüzlük tabiri ise, genelde dinsel ve ırksal bakımdan aşırı tutuculuk anlamına gelen "bağnazlıkla karıştırılmaktadır. Ama hangi kelime kullanılırsa kullanılsın, bu çizgide düşünen biri,, etkisiz düşünüyor demektir.
Bununla birlikte, ben "önyargı" ifadesini burada sözlük anlamıyla kullandım. Her ne kadar, elde tüm gerçekler mevcutken bile, doğru şekilde yargıya varmak insana zor gelse de, düzenli bir zihin yaratma hedefine varmayı amaçlıyorsanız, hiçbir şey hakkında önyargılı olmayın.
Ben, duygularımızdan tümüyle kurtulalım demiyorum tabii ki. Bu, hem olanaksız, hem de sakıncalıdır. Duygularımız olmasaydı, aynen bilimkurgu romanlarındaki kişilere benzerdik � düşünen makinalara. Hayır, bizler duygulardan kurtulamayız, ama onları dizgine vurmayı veya kontrol altında tutmayı öğrenebiliriz. Duygusal düşünmeyi bıraktığınızda, aşırı uçlardaki düşünceleri de durdurabilirsiniz. Eğer budala bir kadına rastlar ve "Şu kadınlar ne budala" diye düşünürseniz, işte bu aşırı bir düşünce olur. Bir tanıdıktan söz ederken, "O dünyadaki en kötü poker oyuncusudur," derseniz, yine aşırılığa kaçıyorsunuz demektir. Bir şeyi ilk kez deneyip de başarısız olduğunuzda, "Bunu asla başaramayacağım" diyorsanız, bu hem olumsuz, hem de aşırı bir düşünce olur. Pek çok hallerde aşırı düşünme şekli, duygusal ve önyargılıdır.
Hazır önyargılı ve duygusal düşünmeden söz ediyorken, gerekçelendirme konusuna da değinmeden geçmeyelim. Hepimiz davranışlarımıza bir gerekçe uydururuz ve muhtemelen bunu hep
yapacağız; ama yaptığımızın bahane bulmak olduğunu fark etmemiz, bunu daha az yapmamıza yardımcı olabilir.
Ne zaman birinin golf oyunu için, "Ne salakça bir oyun, koskoca adamlar zamanlarını aptal bir topun peşinde harcıyorlar," dediğini duyarsanız, bilin ki o kişi kötü bir golf oyuncusudur. Adam kel ve bu konuda da duyarlıysa, hemen, bazı uydurmalara inanarak akıl yürütmeye başlar: Alnm yüksekliği arttıkça insan daha zeki olur; beyin genişlediğinden, saçlar dökülür vs. (İyi de, Einstein öldüğünde kirpi gibi saçları vardı. Bu kitabı ilk olarak yazdığım 1961 yılında şöyle demiştim: "Şimdi benim de bir parça gerekçelendirmeye başvurduğumu fark edeceksiniz � kafamda yığınla saç var; en azından şimdilik." Ne yazık ki, bu durum şimdi değişmiş bulunuyor...)
Öte yandan, eğer bir kadın, kel kafalı erkeklerin daha iyi birer âşık, daha nazik ve anlayışlı kişiler olduklarım söylüyorsa, onun dazlak biriyle evli olduğundan ve kocasının saçlarının dökülmemiş olmasını gizlice arzuladığından yüzde yüz emin olabilirsiniz.
Pek çoğumuz, yakınlarımız ve akrabalarımız konusunda yapılan eleştirilere tahammül edemeyiz. Onların münasebetsiz davranışlarını haklı, göstermek için her türlü gerekçeyi buluruz. Bunun yanlış olduğunu ima etmek istemiyorum; ama bu şekilde düşünmemiz doğruyu görmemize ve doğru olana inanmamıza yardımcı olamaz.
Doğal olarak, başkaları davranış veya inançlarına kılıf uydurduklarında hemen anlarız da, bunu kendimiz yaptığımızda o kadar kolay farkına varmayız. Her şeye bir gerekçe uydurma veya baha-necilik aslında, egomuzu tatmin etmenin bir yoludur ve bunun birazağıüm da kimseye bir zararı olmaz!
Şimdi artık, önyargılı olduğumuzun, telkinden etkilendiğimizin ve davranışlarımızı haklı göstermek istediğimizin bilincine vardığımıza göre, bunun bizi daha açık ve etkili bir şekilde düşünmeye sevk etmesi gerekir ve öyle de olacaktır. Biri, ötekine yol açar. Berrak düşünmeye yönelik çabalar, bazı önyargılardan kurtulmanızı sağlayacaktır; önyargılı olduğunuzu fark etmeniz ise, sizi daha açık bir şekilde düşünmeye sevk edecektir.
Hemen hepimizin, inanmayı arzuladığımız şeylere doğru bir eğilim göstermemiz kaçınılmazdır. Önyargının aslında, öyle olsa da olmasa da, bir şeyi doğru kabul etmek isteği olduğunu akıldan çıkarmazsanız, onun zincirlerini kırma yolunda emin adımlarla ilerliyorsunuz demektir.
DERLEYEN...MURAT KÜDEN(KESFETKENDİNİ EDİTÖRÜ)
İletişim:bilgi@kesfetkendini.com
|
|
|
Bilgi : Bu girdi 04.02.2010 03:54:47 tarihinde eklendi ve daha önce kez okundu. |
|
|
kişisel gelişim,bireysel başarı,eğitim,kişisel başarı,bireysel gelişim, |
|
|